Tevfik İzmirli – Erol Kadiroğlu ile Sohbet – 2 – (üçüncü bölüm) – “İrtica sorunu ve çözüm önerim”

2. İrtica Sorunu

Bu soruna, Kürt sorununun yanında, sorun bile dememek gerekir. Zira bu, sanal bir sorun. sadece Kemalistlerin zihninde mevcut. Bir kere irtica tehlikesi diye bir tehlike bizim ülkemiz için mevcut değildir ve mevcut olmamıştır..  Yalnız lütfen dikkat.. “İslam şeriatı ile idare edilmemizi isteyen marjinal – radikal guruplar yoktur ve var olmamıştır”, demiyorum. “Bunların idareyi ele geçirme tehlikesi yoktur ve var olmamıştır”, diyorum..

İrtica da, İttihat ve Terakki devrinde, “31 Mart Vakası” ile kullanıma sokulmuş bir tabir. Bu konunun arka perdesi için TARAF – Neşe Düzel – Cemil Koçak Röportajı (1/3) : ‘En sivil, Abdülhamit dönemiydi a bakılabilir.

Atatürk devrinde bu öcü iyice büyütülmüş, zihinlere pompalanmış, rejim lehine kullanılan bir silaha dönüşmüştür. Örneğin, bizim çocukluğumuzda her berber dükkanında bulunan, Atatürk’ün meşhur yalakalarından Yusuf Ziya Ortaç’ın 1972’deki vefatına kadar çıkardığı, haftalık mizah dergisi Akbaba bile bu şablonların halka benimsetilmesinde alet olmuştur. Bu derginin belki her sayısında, karikatürlerin birinde “mürteci” tipi vardır.. Çember sakallı, cübbeli, sarıklı, tesbihli, elde odun.. bir gerici tiplemesi.. Ondan sonra sıradan vatandaş, sakallı, tesbihli insan görse, “Eyvah bir mürteci geliyor!” demez mi? Ortaç hakkında bir alıntı yapayım: “Kemalizmin, bağımsız bir devletin ve Cumhuriyetin en koyu savunucusu haline gelerek, karşıt görüşleri ve bunları dile getirenleri hicivsel bir mizahla alaya aldı.” Ne kibar bir tanıtım cümlesi olmuş..

(Yalakalığı için “Dindarlar Atatürk’ü Neden Sevmez? Bu Gerici (!) Tepkinin Temelinde Ne Var? Atatürkçü Gençlik Bunları da Bilsin!” yazıma bakabilirsin.

“İrtica” dendi mi, hala benim gözüme o karikatür tipi gelir, mesela.. Bu tehlike büyük gösterilecek ki, Atatürk’ün baskıcı laikliği haklılık kazansın. Halkı korkutarak, gözdağı vererek, sindirerek yönetme taktiklerinden biri. Bugün olsaydı adına belki psikolojik harp denebilirdi. Hollywood tarafından, Walt Disney’in unutulmaz kahramanları eliyle, milyonların beynine “Medeni beyazlar – ilkel yerliler” şablonunun kazınmasına ne kadar benziyor. Donald Duck ve sempatik yiğenleri hep bir adalara giderler.. bunlar medeni, batılı, sempatik, Amerikalı, beyaz ördekler.. adada siyahi yerliler vardır.. bunlar da geri, ilkel Asyalılar ve Afrikalılardır. Beyin yıkamanın en etkili yöntemi.. Okuyucular çocuk.. zihinleri beyaz kağıt gibi.. istediğini yaz, orada iz bıraksın.. Bizde, bu geleneği Bedri Koraman da devam ettirmiştir, Turhan Selçuk da.

DP Devrinde, derin devlet nasıl Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu eve bir bomba attırıp, bu haberi İstanbul’da yayarak kitleleri ayaklandırarak, 6-7 Eylül olaylarının neticesinde İstanbul’u azınlıklardan temizlediyse, bu da öyle.. Amaçlı, hesaplı, devlet eliyle uygulanan bir beyin yıkama operasyonu.. Allah’tan emekli generallerimiz hem uzun yaşıyorlar, hem damar sertliği yüzünden dillerini tutamaz oluyorlar da gerçekleri öğrenebiliyoruz. Emekli Org. Yirmibeşoğlu’nun “6-7 Eylül olayları, bir özel harp operasyonuydu.. muhteşem bir örgütlenmeydi!” dediği gibi..

Kubilay Vakası kurgulanmamış olsa bile, en azından istismar edildi

Bu irtica masalının zirve noktası olan “Kubilay Vakası” da, düzmece diyemesem bile, şişirilmiş, abartılmış, Atatürk tarafından, dindar kesimi baskı altına almak, düşman göstermek amacıyla istismar edilerek kullanılmış, yerel, tekil ve ufak bir olaydır. Derviş Mehmet adında, esrarkeş bir tarikat mensubu, yanında beş altı müridiyle, bir sabah Menemen’e gelir, kendisinin mehdi olduğunu iddia etmektedir, hilafet sancağı dediği bir sancağı açar, halka Menemen’i 70,000 Arap askerinin kuşattığını söyler. Halktan etrafına toplananlar cahiller olur.. Müdahale eden Asteğmen Kubilay ve askerlerinin tüfeklerinde eğitim mermisi vardır.. Derviş Mehmet’in vurulup ölmemesi üzerine işi iyice azıtırlar, Kubilay’ı vururlar ve vahşi bir şekide başını keserler. Ondan söyle seyreyle gümbürtüyü. Bu olayın tarihi 23 Aralık, 1930.. Serbest Fırka’nın, kurucusu Fethi Bey tarafından fesh edilmesinin tarihi ise 17 Kasım, 1930. Serbest Fırka özellikle Ege’de, İzmir ve Manisa’da halkın büyük ilgisine mazhar olmuş, özellikle İzmir’de o güne kadar görülmeyen kalabalıklar toplanmış, “Kurtar bizi Kemal’den” diye bağıranlar görülmüştür. Atatürk, danışıklı dövüş ile Fethi Bey’e kurdurduğu, kızkardeşini bile üye yaptırdığı partinin, göstermelik bir vitrin düzenlemesinden ibaret kalmayacağını görmüş, kapattırmış.. Ne desin? “Halk, kendisine söz hakkı verilirse, bizim halkı düşünmeyen, baskıcı, keyfi diktamızı ilk fırsatta sırtından atacağını göstermiştir” diyemez.. “Bu parti, memleket çapında gerici kalkışmaya yol açıyor” tarzında bir bahane ile kapattırıyor.. Hemen ardından de, sanki, bu yaşanan ortamın kimlere, nasıl cesaret vermiş olduğunu ispat edecek bir olay çıksa, hiç de fena olmaz derken.. Kubilay olayı patlıyor.. Hem de nerede? Ege’de ve İzmir ile Manisa’nın tam ortalarında Menemen’de.. Tesadüfe bak.. Gelsin sıkıyönetimler, tutuklamalar, vs. Nerede? Yine Ege’de tabii.. Eee, kalkışma orada oldu ya! Olan gencecik Kubilay’a olmuş. Allah ona rahmet eylesin. Amaç ne, Atatürk diktasına karşı çıkanların üzerine “mürteci” yaftasını yapıştırmak. Allah için bu işi pek iyi becermişler.

28 Şubat dönemindeki Acz-i Mendi soytarılığının arkasında kimlerin olduğu anlaşıldı.. Kubilay zamanında bu tip operasyonlardan kimin sorumlu olduğu ise hala karanlıkta. Birgün o da çıkar belki.

İlericilik giyimle olsa birinciliği Saddam Hüseyin ile İmelda Markos kazanırdı

Atatürkçü rejimin Goebels’i aratmayan beyin yıkama operasyonları, halkımızın gerçekten kafasını karıştırmış. Bir çok kavram anlam kaymasına uğramış durumda. Bu karışıklığın bazen tuhaf, bazen gülümseten sonuçları ortada. Atatürkçü zihniyet gözüyle bakarsak, başı bağlı bir kadın gericidir, çünkü Atatürk’ün istediği gibi giyinmek yerine, onun mürteci diye tanımladığı insanların giyimini tercih etmektedir. Modern giyimli bir kadın da ilericidir, çünkü Atatürk’ün normlarına uygun giyimlidir. Halbuki, Türkiye’ye gelen, bu konularla ilgili, ve yabancı olduğu için kafası Atatürkçü düşünce tarafından esir alınmamış ve Türkçe bilen bir araştırmacı, bunun böyle olmadığını bir iki gün içinde tesbit edebilir. Bir, Emin Çölaşan’ın eşi emekli Danıştay Başkanı Tansel Çölaşan’ı dinler, bir de Habertürk TV ekranında yorumculuk yapan türbanlı Nihal Bengisu’yu. Hangisinin siyasi ve sosyal konulardaki fikirleri daha tutucu, hangisinin fikirleri Avrupa normlarında, o an belli olur. Geçen gün, sosyoloji Profesörü Nur Vergin, TV’de anlatmaya çalışıyordu: Çarşaflı bir kadın tenis oynamaz ama son derece laik olabilir, modern giyimli, tenis oynayan bir kadın ise gerici ve tutucu siyasi fikirlere sahip olabilir. Çarşaflı ve mini etekli olmak “yaşam tarzı farklılığı”dır. Diğeri “fikir farklılığı” dır, diye. İzmir’de BDP konvoyuna taş atarken fotoğraflanan, göbeği açık, sarışın, modern giyimli genç kadını ilerici olarak algılamak, beş vakit namaz kılan kitleyi muhafazakar yaşam tarzlarına bakarak gerici diye damgalamak, halkımıza Kemalist rejim tarafından benimsetilmiş bir çarpık paradigmadır. En kısa zamanda kurtulmamızda sayısız fayda vardır.

İrtica sorununa çözüm önerim:

Sorun sanal olduğu için, çözüm önerim de zihinlere yönelik olacak. En ufak bütçe, operasyon, fiziki icraat gerektirmeyen bir çözüm paketi sunuyorum:

Zihinlerde “irtica” kelimesi yeniden tanımlanır. Silah, şiddet, ayaklanma içeren,  ve bunları örgütleme, teşvik etme, propagandasını yapmak gibi eylemleri de kapsayan, kapsamına Hızbullah, El-Kaide, gibi örgütleri mutlaka alan bir “irtica” tanımı yapılır. Nüfusumuzun çoğunluğu Müslüman olduğu ve dünyada da şeriatla yönetilen bazı devletler mevcut olduğundan, bir tedbir olarak, AB’nin, şiddete başvurmasa da, ırkçı partilere izin vermemesi tarzında, “Şeriatçı – Laiklik karşıtı” parti kurmak da bu kapsamda yasak olarak kabul edilir.

Bunun dışında, çağdaş laikliğin, liberal laikliğin, demokratik laikliğin, (nasıl ad verirseniz verin ama dayatmacı, neredeyse dinsizleştirme gayretlerinde bulunmuş olduğu bilinen, sabıkalı ve toplumun büyük kısmınca zaten benimsenmediği görülen ve milletimizi iki düşman kamp halinde birbirine düşman eden Kemalist laikliğin değil) gereği olarak tüm dini faaliyetler serbest bırakılır. Tarikatlar, ayinler, zikirler, dini propagandalar, kuran kursları, giyim kuşam, başörtüsü, türban vs. gibi tüm konular, devletin ilgi alanı dışına çıkmıştır. Bunları, her devlette olduğu gibi, ABD’nin FBI’ı, Almanya’nın Anayasayı Koruma Teşkilatı gibi, bizde de Milli İstihbarat Teşkilatı, kendilerine bir rahatsızlık vermeden izler. Bu faaliyetlerin içinde, çocuk istismarı, vergi kaçırma, milli güvenliği tehlikeye düşürme vs. gibi kanunlarımızı ihlal eden durumlar tesbit edildiğinde, savcılarımız devreye girerek, suç işleyenleri kulaklarından tutar mahkemeye çıkarır. Bir dernek ya da sendika nasıl takip ediliyorsa, aynı standartlar uygulanır. Nokta. Bu prensipler bir gecede zihinlerce benimsenir ve ertesi sabah TBMM’de yasalaşırsa, Türkiye’nin irtica sorunu 24 saatten daha kısa bir sürede bitmiş olur. Buradan ve Kürt sorunundan geri kazanacağımız enerji , huzur ve barış ortamı Türkiye’yi kanatlandırır. Bu çözümün önünde maddi bir engel yoktur. Mevcut olan tek engel Kemalist şartlanmalardır. Beyaz Türkler, evlerindeki hizmetçide yadırgamadıkları başörtüsünü, örneğin dişçilerinde de yadırgamamayı öğrendiklerinde bu konu da kapanmış olur.

Selamlar, sevgiler,

Tevfik izmirli

– s o n –

Also read...

Comments are closed.