WikiLeaks Yazıları – Tevfik İzmirli Sat, 17 Jan 2015 01:05:03 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.3 Tevfik İzmirli – WikiLeaks XII – ABD Büyükelçisi’nin telgrafı.. – “Askeri istihbaratçı: PKK’ya ilaç sattık..” /2011/03/tevfik-izmirli-wikileaks-xii-abd-buyukelcisinin-telgrafi-askeri-istihbaratci-pkk%e2%80%99ya-ilac-sattik/ Wed, 30 Mar 2011 21:55:54 +0000 /?p=16772 Merhabalar,

Bildiğiniz gibi WikiLeaks, Türkiye telgraflarının yayımlanması için TARAF gazetesi ile anlaştı. TARAF, belli bir sıra takip etmeden, her gün  yayımladığı belgelerin hem tercümesini hem orjinalini basıyor.

Okuyucunun telgrafları daha iyi anlayabilmesi için telgraftan önce, o tarihteki olayları hatırlatan kısa bir açıklama yazıyorlar. Bu belgeler yüzünden başı sıkıntıya girebilecek korunmasız insanların isimlerini gizli tutuyorlar.

28 Mart, 2011’de yayımladıkları, ABD Büyükelçiliği’nin 18 Nisan, 2003 tarihli telgrafını aşağıda okuyabilirsiniz..

Saygılarımla,

Tevfik İzmirli


* * *

2003’te ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden Washington’a giden gizli telgrafta, ordunun PKK’ya ilaç satmak için anlaşma yaptığı, “İstemeyerek bizzat parçası oldum” diyen bir eski istihbaratçının ağzından aktarılıyor..

“Türk Genelkurmayı: Dik Kafalı ve Kasvetli bir Siyasi Koalisyon…” 18 Nisan 2003’te, ABD’nin Ankara Büyükelçisi W. Robert Pearson’ın Washington’a gönderdiği “GİZLİ” ibareli telgraf bu başlığı taşıyor. Zamanlamasına ve içeriğine bakınca, Pearson’ın bu telgrafı, 1 Mart 2003’te TBMM’nin Irak tezkeresini reddetmesi ışığında, Türk Genelkurmayı’nın bu süreçte nasıl bir rol oynadığının ve daha genel olarak, Genelkurmay’ın ve ordunun bünyesindeki çeşitli kesimlerin ABD’ye nasıl baktığının anlaşılmasına yardımcı olmak üzere yazdığını düşünebiliriz.

Ancak bu sorulara yanıt ararken, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Genelkurmay’ın kendi iç çekişmeleri üzerinde durması ve ayrıca ordunun çeşitli etkinlikleri konusunda çok ciddi suçlamalar içermesi de, Pearson’ın telgrafını dikkat çekici kılıyor. Büyükelçi, telgrafına konu ettiği görüş, izlenim ve bilgilere kaynaklık eden kişilerin bir kısmını ismen anarken, bir kısmını tarif etmekle yetinmiş. Biz Taraf olarak, bu “kaynakların” adlarını, normal adlî süreçlerin ötesinde bir hukuksuz yargılama ve infaz tehlikesiyle karşılaşabilecekleri ihtimalini gözeterek gizli tutma kararı aldık. Kaynak kişilerin ad ve unvanları dışında, telgrafın tam metnini sunuyoruz:

Hiç bu kadar bölünmemişti..

(1) ÖZET: Referans A-E belgelerinde kaydedildiği üzere (Bu belgeler telgraf metninde yer almıyor), iç ve dış politika konularında birçok üst rütbeli askerî lider arasında gerilimler mevcutken, Türk Genelkurmayı, siyasi hayata ve siyaset üretimine günbegün derinlemesine karışmayı sürdürüyor. (Generaller arasındaki) bu bölünmeler, bugün, geçmişte herhangi bir dönemde olduğundan daha görünür bir halde ve, irtibatta olduğumuz kişilere göre, ABD için önem taşıyan operasyonel siyasi ve diplomatik konulardaki işbirliğinde ilave sürtüşme ve gecikmeler yaratacak. ÖZETİN SONU.

ABD’den derin şüpheleri var..

Geniş bir siyasi yelpazeden, uzun süredir irtibatta olduğumuz çok sayıda kişi, Türk Genelkurmayı’ndaki karar alma sürecini etkileyen çekişmeler ve istikrarsızlık ile bu bölünmelerin, Türkiye’nin ABD’yle işbirliği yapma iradesine yaptığı zararlı etkiye ilişkin endişelerini yakın bir geçmişte bizimle paylaştılar. İrtibatta olduklarımız (kimliklerini kesinlikle koruyun), şu kişileri kapsamaktadır ama bunlardan ibaret değildir: (1) Eski MGK personeli ve daha önce askerî istihbarattaki kariyeri esnasında, Türk Genelkurmayı’nın şimdiki üst rütbeli generalleriyle önemli ölçüde zaman geçiren XXX; (2) XXX ’in Başkan Yardımcısı XXX; (3) XXX ’in (İslamî yönelimli ama müesses nizamla bağlantılı) XXX grubunun yöneticileri; (4-7) XXX muhabiri XXX, XXX yazarı XXX, XXX yazarı XXX ve Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül dahil üst düzey Türk hükümeti yetkililerine mükemmel erişimi olan XXX; (8) büyük bir medya grubunun sahibi ve CEO’su; (9) Önde gelen bir ‘müesses nizam’cı STK olan XXX’in yöneticisi XXX ve (10) Parlamenter Kürt ve İslamcı çevrelere mükemmel erişimi olan eski bir parlamento üyesi. Bu şahıslar, istikrarlı şekilde, hizipçilikle parçalanmış ve ABD’ye karşı daha önce görülmedik derecelerde abartılı bir şüphe hissi besleyen bir Türk Genelkurmayı tarif ediyorlar.

Yolsuzluk bir kanser gibi sardı..

KORPORATİST KÜLTÜR

(2) İrtibatta olduğumuz şahıslar bize, kişisel çekişmelere karşın, Türk Genelkurmayı’nı birbirine bağlayan belli kurumsal içgüdülerin de kuşkusuz mevcut olduğunu hatırlatıyorlar. Bu içgüdüler şunları kapsıyor:

(1) Kemalizme olan sarsılmaz bir bağlılık (Atatürk’e tapınma ve ordunun, Devlet’in sivil denetimden muaf, yüce ve korkutucu muhafızı olma görevine duyulan inanç): (2) Alt rütbelerde bireysel inisiyatifi hoş görmeyen katı bir kurum (corporate) kültürü; (3) “Laikliğe” katı bir bağlılık ve Türkiye’nin İslam’la kültürel olarak özdeşleştirilmesinin ötesine geçen her şeyden duyulan korku; (4) Sahip olduğu bol teşvikler, bütçe dışı fonlar, yüklü emeklilik fonları, maaşlı rahat işler (burada “arpalık” diye de tercümesi mümkün olan “sinecure” kelimesi kullanılıyor) ve diğer imtiyazlar konusunda kuvvetle korumacı olan içe dönük bir kültür (XXX bize somut örnekler verdi): (5) Kürtlerden duyulan derin şüphe; (6) Kıbrıs’ta her türlü pratik çözüme karşı direniş; (7) Askeriyedeki yolsuzluk kanseri ve Türk Genelkurmayı’nın kendini temizlemek konusundaki ortak gönülsüzlüğü:

Rus kızlarla silah partisi..

––(Askerî ) alım skandalları (irtibatta olduğumuz birçok kişi İsrail’e verilen M-60 tankları ve F-4 savaş uçağı modernizasyon ihalelerinde rüşvet döndüğüne ilişkin ısrarlı haberleri gündeme getiriyor; savunma alanında önde gelen bir Batılı müteahhitlik şirketinin Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu üst düzey temsilcisi de bize, Bell helikopterlerinin rakibi olan Kamov’un ve diğer Rus şirketlerinin Türkiye temsilcisi olan Rusya yanlısı meşhur işadamı Ali Şen tarafından, 2002 ağustosunda, deniz kıyısındaki tatil beldesi Bodrum’da Türk subayları için verilen ve çok sayıda Rus tele-kızın katıldığı partinin ayrıntılarını anlattı):

TSK PKK’ya ilaç satarken gördü..

–– Kuzey Kıbrıs’taki Türk askerî mülkleriyle ilgili çıkar çatışmaları ve Türkiye’nin güneydoğusundaki uyuşturucu kaçakçılığı ile bağlantılar; XXX ayrıca, askerî istihbaratta çalıştığı dönemde, PKK’ya ilaç satmak üzere Türk ordusunun bünyesinde kotarılan bir anlaşmanın istemeyerek parçası olduğunu bize anlattı.

(3) Türk Genelkurmayı, aynı zamanda fikren bir bütün olmadığının ima edilmesine şiddetle öfkeleniyor: Türk Genelkurmayı’nın yönetimindeki çekişmeleri konu alan bir Washington Post haberine tepki olarak, Genelkurmay Başkanı Özkök, 10 nisanda resmî bir kuruluş olan TRT’den yayınladığı açıklamayla, özellikle de “Irak’taki gelişmeler nedeniyle ülkenin çok ciddi bir dönemden geçtiği şu sırada” bu haberin yersiz olduğu eleştirisinde bulundu. İrtibatta olduğumuz şahıslar istisnasız bir şekilde, Özkök’ün bu açıklamasını, benzer değerlendirmelere karşı Türklere yapılmış genel bir uyarı olarak değerlendirdiler. Ancak daha sonra, önde gelen üç gazeteci (Akif Beki, dış politika yazarı Murat Yetkin ve CNN-Türk dış politika muhabiri Barçın Yinanç), Büyükelçilik basın ataşesine ayrı ayrı, Post ’un haberine hayran olduklarını belirttiler; her birinin fikrince, hiçbir Türk gazetecisinin bu haberi yazmaya cesaret edemeyecek olması bu hayranlığı arttırıyordu. Askeriyenin gazetecilere gözdağı vermesi konusuna gelince, hem Jane’s Defence Weekly ’den Lale Sarıibrahimoğlu hem de Hürriyet ’ten Cüneyt Ülsever kısa süre önce bize, askeriyeyi açıkça eleştirmelerinin bir sonucu olarak hayatlarından endişe duyduklarını söyledi.

Rusya ve İran’a göz kırpıyorlar..

… VE FAKAT KİŞİSEL ÇEKİŞMELER

(4) Türk Genelkurmayı’nın kendi içinde görüş birliğine sahip olduğu yönündeki bu iddiasına karşın, bizim irtibatta olduğumuz kişilere göre, şu anda birbirine rakip üç ana grup var. Birincisi, Türkiye’nin stratejik çıkarının, ABD ve NATO ile sıkı bağları sürdürmekte olduğunu, coşkulu biçimde olsa da olmasa da, kabul eden “Atlantikçiler.” İkincisi, ABD ile bağları sürdürme ihtiyacına öfkelenen, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan, hiç kimseye güvenmemeyi (Irak topraklarında kurulacak bağımsız bir Kürt Devleti’ni destekleme niyetinden emin oldukları ABD de buna dahil) yeğleyen ve Kemalist devletin tavizsiz biçimde korunmasında ısrar eden katı “Milliyetçiler.” Üçüncüsü de, “Avrasya” konseptinin, Rusya’nın hâkimiyetindeki tabiatını kavramaksızın, uzun zamandır ABD’ye bir alternatif arayan ve Rusya’yla ya da Rusya ile İran’ı veya Rusya ile Çin’i içine alan iyi tanımlanmamış bir gruplaşma ile daha yakın ilişkiler kurmayı düşünen “Avrasyacılar.”

Demokrasi diye tutturmazlar da..

Buradaki motivasyon gücü, kısmen “Rapallo Sendromu,” yani Türkiye ve Rusya’nın yalnız olduğu, saldırgan bir Batı’nın kötü muamelesinin ve saygı yoksunluğunun eşit mağdurları olduğu duygusudur. Buna ilaveten, XXX ’in bize söylediği gibi, Rusya’ya daha canlı bir ilgi gösterilmesinin ardındaki diğer bir motivasyon da “Avrasya” tezinin savunucularının, Türk Genelkurmayı ile Rusya’nın aynı “istikrar” tercihini paylaşmaları ve Türk Devleti’ni demokratikleşmeyi sürdürmeye zorlamayacak olmalarıdır. Türk Genelkurmayı’nın kendi içindeki siyasi yarışta, “Avrasyacılar” ile “Milliyetçiler” geçici müttefiklerdir.

Özkök, Hamlet gibi kararsız..

(5) İrtibatta olduğumuz kaynaklar, esas aktörleri şöyle görüyorlar:

Genelkurmay Başkanı General Hilmi Özkök, yakın geçmişteki seleflerinin hepsinden daha demokrat eğilimli ve daha Atlantikçi. Prensiplerine bağlı kalarak insanları rahatsız eden ilkeli bir adam olan Özkök, siyasi kararların sorumluluğunun demokratik yoldan seçilmiş bir hükümete ait olduğuna inanıyor. Ancak o, büyük ölçüde izole edilmiş durumda, kurmay kademelerde gerçek müttefikleri varsa bile, sayıları pek az. Özkök, daha inatçı ve katı tutumlu meslektaşlarıyla çatışmaktan uzak durmak adına, kendi görüşlerini söylemiyor; irtibatta olduğumuz kişilerden biri, Özkök’ün “Hamletvari” bir kararsızlıkla davrandığını söyledi. Özkök’ün başarısızlıkları, bunu örnekliyordu: (1) Türk Genelkurmayı’nın ABD’nin operasyon planları konusundaki geciktirme taktiklerinin üstesinden gelememişti; (2) Parlamentonun, 1 marttaki ABD ve Türk askerlerinin konuşlandırılmasına ilişkin tezkereyi (başarısızlığa uğrayan) oylaması öncesindeki kritik dönemde, Türk Genelkurmayı’ndaki meslektaşlarını, askeriyenin kendi planlaması ya da ABD’nin stratejisi ve planları konusunda hükümeti bilgilendirmeye zorlayamamıştı. Özkök, oylamadan önce, halka, Türkiye’nin ABD’yi desteklemesinden yana bir açıklama yapmak konusunda izin istedi ama Cumhurbaşkanı Sezer, ona bunu yapmamasını söyledi. Sadece basın, sonradan, hiç de tipik olmayan bir şekilde, onu eleştirmeye başladığında, Özkök, Türk Genelkurmayı’nın ABD’nin talebini desteklediğini açıkladı. Ancak nihai olarak, Özkök’ün ABD’nin Kuzey Opsiyonu’na verdiği bu destek beş gün geç ve altı milyar dolar eksik kalmıştı.

Türkeri-Aydınlık sızdırma ilişkisi..

Özkök, katı-milliyetçi ve Avrasyacı cephelerden bir grup üst rütbeli karacı generalin muhalefetiyle karşı karşıya; bunlardan en dikkat çekenler:

(1) Genelkurmay İkinci Başkanı General Yaşar Büyükanıt, (2) Kara Kuvvetleri Komutanı General Aytaç Yalman, ki genellikle bu görevdekiler daha sonra Genelkurmay Başkanı oluyor ama Yalman’ın emekli edilmesi bekleniyor; (3) Birinci Ordu Komutanı General Çetin Doğan; (4) İkinci Ordu Komutanı General Fevzi Türkeri, ki XXX’e göre, uzun zamandır Amerikan-karşıtı, hakaretamiz haberler (mesela, ABD’nin PKK/KADEK’e malzeme desteği sağladığı yönündeki ithamlar) sızdırmak için milliyetçi sosyalist haftalık dergi Aydınlık’ı kullanıyor; (5) Kudretli MGK’nın Genel Sekreteri ve Türkiye’nin Rusya ve İran’la daha güçlü bağlar kurmasının avukatlığını açıkça yapan General Tuncer Kılınç; (6) Jandarma Genel Komutanı General Şener Eruygur –kaynaklarımız, Jandarma’nın Türk Genelkurmayı tarafından rutin biçimde araştırmacı ve “polislik” amaçlar için kullanıldığını söylüyorlar. Aynı zamanda, muhtemel Genelkurmay Başkanı olabileceği yönünde tüyo verilen J-3 (Genelkurmay Harekât Başkanı) Korgeneral Köksal Karabay’ın da bu grupla ilişkili olduğunu öğrendik. Özkök’ün en ateşli ve liberal destekçileri (J-5 –Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanı– Korgeneral Reşat Turgut bunların tipik bir örneği) ise, milliyetçilere ve Avrasyacılara kıyasla daha az mücadeleci olma eğilimindeler.

Aktulga, Koman ve Kıvrıkoğlu..

Katı muhafazakâr generaller, General Doğu Aktulga (dönemin İslamcılar liderliğindeki hükümetine karşı yapılan 1997 post-modern darbesine katılmıştı): General Teoman Koman (bir zamanlar Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başındaydı) ve Özkök’ün selefi Hüseyin Kıvrıkoğlu dahil, nüfuz sahibi üst rütbeden emekli subaylarca da dışarıdan destekleniyorlar.

Bu katı muhafazakâr çizgi, aynı zamanda İstanbul’daki Harp Akademileri (Mart 2002’deki yıllık ulusal güvenlik konferansında, Kılınç’ın Rusya/İran yanlısı değerlendirmeler yaptığı ve Mart 2003’teki konferansta NDU – merkez kampusu Washington’daki bir askerî üste bulunan, ABD Genelkurmayı’na bağlı Ulusal Savunma Üniversitesi – Harp Okulu’nun Dekanı’nın sunumuna tepki gösteren Kıvrıkoğlu, Doğan ve diğer bir düzine üst rütbeli Türk subayının sıradışı sertlikte bir dizi ABD-karşıtı yorumda bulundukları yer) tarafından da titizlikle korunuyor.

TÜRK GENELKURMAYI VE ABD’NİN ÇIKARLARI

(6) Türk Genelkurmayı’nın, ABD’nin Irak stratejisine karşı uzatmalı muhalefeti, operasyonel konularda ayak sürümesi ve ABD’nin Irak’ta Türk karşıtı bir gündemi olduğuna dair devam eden suçlamaları, daha çok sayıda Türkün, Genelkurmay’ın ABD ile ilişkilere ne kadar bağlı olduğu konusunda daha çok soru sormasına yol açtı.

AKP ve Kürtlerin altını oymak için..

Dahası, kamuoyu, generalleri daha fazla mercek altına aldıkça, diğer kaynaklarımızın yaptığı çıkarsamayı, Türk Genelkurmayı’nda irtibatta olduğumuz kişiler de bize itiraf etmeye başladılar: Bu da, (askeriyenin) üst yönetimindeki “bazı” kişilerin, ABD ile stratejik ortaklığı devam ettirmekten çok, AK Parti’nin ve Kürtlerin altını oymakla ilgilendiğidir.

Mevcut siyasi ortam düşünüldüğünde, Türk Genelkurmayı içindeki sürtüşme, Türk Devleti’nin ABD’ye olan kızgınlığını ve önümüzdeki istikrarsız dönemde bizim için merkezî önem taşıyan meselelerde yardımı dokunacak kararlar alma konusundaki isteksizliğini pekiştirmeyi sürdürecektir. Dahası, askeriyenin en üst kademeleri ile emir-komuta zincirinin daha alt kademelerindeki ateşli unsurlar arasındaki gerginlikler, geçmişte defalarca olduğu gibi (en son 1997’de) liderlik açısından siyasi bir sorun oluşturabilir.

İleri görüşlü subaylar lazım..

Özkök’ün ABD ile yeniden sağlam bir işbirliği inşa etmek için, Türk Genelkurmayı’ndaki muhaliflerinin emekli olmasını bekleyerek fırsat kolladığı yönünde bazı ipuçlarına sahibiz. Ancak, Türkiye’de sıkça olan şey, dışarıdaki olaylar kendi hızlı tempolarında sürüp giderken, doğru zamanı bekleyerek fırsat kollamanın kendi içinde bir amaca dönüşmesidir. Bu nedenle, irtibatta olduğumuz kişiler, Türk Devlet sistemi üzerindeki mevcut askerî hâkimiyette köklü değişiklikler olması kadar, ABD-Türk ilişkisinin yeniden dinamizm kazanmasının da, hem katı muhafazakârların istifasını hem de özellikle modern, ileri görüşlü yeni bir subay kadrosunun yetişmesini gerektireceğini tahmin ediyorlar.

http://www.taraf.com.tr/haber/askeri-istihbaratci-pkk-ya-ilac-sattik.htm

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks XI – Telgrafların birinde biz de suçlansak ne yapardık? /2010/12/wikileaks-xi/ Tue, 07 Dec 2010 15:31:04 +0000 /?p=10020 Merhabalar,

WiliLeaks’in sızdırdığı Amerikan Dış İşleri Bakanlığı’nın gizli telgrafları açıklanmaya devam ediyor.

Sitede ‘960/251,287’ ifadesi var.. Henüz yolun başındayız demiş oluyorlar..

WEB Sitesini yayından alıkoyma çabaları para etmiyor. Dünyanın her yerinden pek çok site WikiLeaks’e ulaşıma yardım ediyor.

Bu ‘ayna siteler’ in hangisine tıklarsanız, sizi WikiLeaks’e ulaştırıyor. Bunlardan yüzlercesinin adresleri sitede sergileniyor. Siteyi kapatma çabaları bu yolla sonuçsuz bırakılıyor..

İsveç, Wikileaks adresini kaldırdı.. Site şu anda İsviçre’den devam ediyor.. İsim kaldırılsa de, ayna siteler sizi WikiLeaks’in rakamlardan oluşan adresini girme zahmetine katlanmadan siteye ulaştırıyor..
İnternet böyle bir olay.. Sen internet’e düşmeye gör..

Julian Assange bugün İngiltere’de, hakkındaki tecavüz iddiaları ile ilgili olarak teslim olmadan önce, siteye şifreli bir dosya konduğu gündeme geldi.. Kırılamayacak bir şifresi olduğu, şifrenin Assange’ın ya da ortaklarının başına bir iş geldiği takdirde açıklanacağı söyleniyor.

Assange, WikiLeaks’in sahibi ya da tek yöneticisi değil.. Wikileaks, aynı amaca odaklanmış yüzlerce gizli ortağın ortaya çıkardığı bir yapı. Assange, 2010 içinde sözcü olarak dünyanın önüne çıkarılmış.. Hakkındaki tecavüz iddialarının da düzmece olduğu yaygın bir kanaat.

Gerçekten, sitede bu güne kadar elde edilmiş tüm belgeleri içeren yaklaşık 20,000 dosyanın arşivlendiği yazılı.
Sitedeki ifadeyi kopyalıyorum:

All released leaks archived
2010-11-28
Due to recent attacks on our infrastructure, we’ve decided to make sure everyone can reach our content. As part of this process we’re releasing archived copy of all files we ever released – that’s almost 20,000 files. The archive linked here contains a torrent generated for each file and each directory.

İnternet ve bilgisayar konusunda çalışan arkadaşlarımız, ‘Torent’ kavramının, bir dosyayı tek kaynaktan değil, bunu aralarında paylaşmış yüzlerce belki binlerce kişiden indirmeyi ifade ettiğini ifade ettiler… Bu işi yapan programlar biliniyor.. Şu anda bu yolla dosyaları indirmiş arkadaşlarımız var.. Bunların içinde şifreyi içeren ve askeri şifreleme standartlarında şifrelenmiş olduğu için, şifresinin kırılması yıllar alabilecek, ‘Insurance’ – Sigorta – adlı bir dosyanın da bulunduğunu yine aynı arkadaşlarımız doğruluyorlar.. Ancak, ‘Insurance’ Türk basınının söylediğinin aksine, siteye mahkemeden hemen önce konmamış.. Geçen ay yerleştirilmiş.. Ancak WikiLeaks’in şifreyi açıklaması halinde bu ‘torrent’ açılabilecek ve yüklenmiş dosyalar okunabilecek..

Gizli telgrafların sıkıntıya yol açmadığı ülke kalmadı gibi.. öyle ülkeler varsa da muhtemelen ‘demek ki bizim bir önemimiz yokmuş’ diye mahsun düşmüşlerdir.. En önde gelen ülkeler bile etkileniyorlar..

Peki neden orta yere düşenlerin içinde, şöyle nükleer bomba gücünde bir gizli telgraf yok?


Bunun birden çok sebebi olabilir..
Öncelikli sebebi şu: CIA ve Pentagon, birbirinden ve Dış İşleri Bakanlığı’ndan tamamen ayrı ve güvenlikli internet şebekelerine sahipler. Bunların da bir sürü harften oluşan kısaltılmış adları var..
İkinci sebebi, şu delinmiş bulunan Dış İşleri Bakanlığı’nın internet sistemi olan SIPDIS’in en yüksek gizliliğe sahip – top secret – belgelere ev sahipliği yapmaması.. Onlar sızdırılmış belgeler arasında değil..
Üçüncüsü de şu olabilir: Beş yayın organı, artık sorumluluktan mı, korkudan mı bilinmez – yayımlayacakları telgrafları seçerken ölçülü davranıyorlar. Sonuçta bu beş basın organı da ‘Sistemle barışık’ gazeteler..
Tabi ki bu gazetelerin açıklamadıkları telgrafların sonsuza kadar gizli kalması garanti değil.. WikiLeaks mensupları dışında, bu beş gazetede kalabalık uzman gurupları aylardır bu belgeleri ayıklıyorlar.. Bu kadar insanın – hem de çoğu gazeteci olan insanların – elinden geçmiş bir belge ne süreyle gizli kalabilir?

Bizim başımıza gelse ne yapardık, ne yapabilirdik?
Diyelim ki, biz de kabinede bakanlık yapmış ya da yapan bir siyasetçiyiz ve telgrafların birinde, Amerikalı bir diplomat bizden ‘rüşvetci olarak tanınıyor’ diye bahsetmiş..
İki ihtimal var.. söylenen ya gerçektir, ya değildir.. Ama vereceğimiz tepki iki halde de farksız olacaktır, diye düşünüyorum..

Gerçek ise numaradan, değil ise içten gelerek feryat ederiz.. Bunu da herkes düşüneceğinden, feryadımız ne yazık ki haklı da olsa ikna edici olmayacaktır..

Ardından muhtemelen aklına, tecrübesine güveneceğimiz bir hukukçu, bir de halkla ilişkiler uzmanı arar, bulur, onlara danışırız..
Bu uzman profesyoneller bize ne önerebilir?
Halkla ilişkiler uzmanı muhtemelen, sakin ve kararlı bir dille, bir yalanlama yapmamazı.. kendimizden emin olduğumuzu vurgulamamızı, “belgeleri fazla ciddiye almanın doğru olmadığını” söylememizi önerecek.. dava yoluna gitmeyi tavsiye etmeyecektir..

Hukukçu uzman ise.. dava açmanın mümkün ancak sonuç almanın zor olduğunu, davanın burada mı, ABD’de mi açılması gerekeceği, ABD Hükümeti aleyhine mi, raporun altında adı yazılı diplomata karşı mı açılmasının uygun olacağı gibi konularda bizi bilgilendirecektir..

Diyelim ki o diplomata karşı dava açtık.. Dokunulmazlığı yargılanmasına mani olmadı ve ABD’deki mahkeme davayı kabul etti.. Diplomat da hakim karşısına çıktı. Şöyle diyebilir mi?

“Sayın yargıç ve davacı avukatları.. Evet bu raporu ben yazdım. Çünkü ben zaten bir ABD diplomatı olarak aynı zamanda bir ABD casusuyum.. Tıpkı dış ülkelerde görev yapan Türk diplomatları gibi.. Casuslardan tek farkımız bizim işimizi diplomatik dokunulmazlıktan faydalanarak ve açık kimlikle yapmamızdır.. Ben vazifemi yaptım.”

“Sayın Bakan’ın rüşvet aldığını bana bir Türk tanıdığımın aktardığını ifade ettim. Bu yalan değildir. Gerçekten de, Sayın Bakan’ı tanıdığını bildiğim bir Türk yetkilisi, sohbetimiz esnasında bu duyumunu / kanaatini bana aktarmıştı.. Ayrıca, velev ki, bunu bana kimse aktarmış olmasa, ben rapora kendi kanaatim olarak yazmış olsam ne lazım gelir ki? Yanlış çıkarsa, kendi bakanlığım benim hakkımdaki kanaat notunu düşürür, bu da olsa olsa benim mesleki kariyerimi etkiler..”

“Ayrıca, ben bu bilgiyi umuma açık bir ortamda paylaşmış değilim. Davacıyı mağdur etmek kastım yoktu. Kendi bakanlığımın gizli haberleşmeye yarayan internet şebekesinden yolladığım mesajın içeriğinden sorumlu tutulamam. Suçlanması gereken biri varsa o ben değilim, devletin gizli belgelerini muhafaza edemeyen Dış İşleri Bakanlığı ve bunları açıklayanlardır. Bana müsaade.. ben emekliyim.. arkadaşlarım briçe bekliyorlar..”

Mahkeme, “Bu durumda mahkemenin yaptırımı olan bir hüküm tesis etmesinin ABD yasalarına göre mümkün olmadığı”na karar verirse konu kapanır..

Diyelim ki mahkeme, diplomatın savunmasını dikkate alarak veya almayarak, Dış İşleri Bakanlığı’nın, adı saklı olan bu ‘bilgi aktaran Türk yetkilisi’nin kimliğini açıklamasına karar verdi. Bizim için iyi haber.. değil mi?

Bu durumda, ABD Dış İşleri Bakanlığı, mahkeme kararına uyarak, söz konusu telgrafın isim kısmı silinmemiş halini mahkemeye – ya da avukatlarımıza – teslim eder.. Bir de ne görelim.. Tüm Türkiye’nin tanıdığı, ihmal edilmeyecek bir şöhret sahibi bir insanın adı elimizde ve tüm medyada.. Ee, Amerikan diplomatı da ‘Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ ile yemek yiyip sohbet edecek değildi ya..

Bu defa ne yapacağız? Masumuz olduğumuza göre.. Tutup bu meşhur şahsiyet aleyhine ‘iftira’ suçlaması ile dava açacağız.

Ya suçluysak .. Eyvah.. Adam hapse girmemek için uğraşıp didinip, delil ya da şahit bulabilir mi, acaba? Başımıza iş açıyoruz!” durumu çıkıyor ortaya..

Bu durumda ne diyebiliriz? “Suçlu olan ABD’li diplomata dava açamaz mı, diyelim?.. Yoksa durumu kurtarmak için açar.. açar ama kazanmamaya mı çalışır?” diyelim..

Masumsak problem yok.. Meşhur şahsiyet ispat edemeyecek ve bir cezaya çarptırılacaktır.. Yalnız kritik bir nokta daha var.. Evet, Başbakan’ın dediği gibi, ‘Var olmayan bir varlığın var olmadığı nasıl ispat edilebilir?” lafı doğrudur ama “Bir varlığın var olduğunun mahkemede ispat edilememesi, o varlığın aslında yok olduğu anlamına gelmez..” Mahkemede ispat edilememiş ama aslında işlenmiş pek çok suçun varlığını herkes bilir.. Bu durumda, en azından kamuoyunun bir kısmı şöyle düşünmeye devam edebilir mi: “Mahkemede ispat edemedi ama koskoca – işadamı ya da politikacı – deli midir ki, bu bakanı rüşvetçi olarak göstersin.. Mutlaka vardır birşeyler.. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.. O kadar bakanın içinde, şuna ‘Deli’ dediler, buna ‘Anti Semit’ dediler.. ama bir tek bu bakana ‘Rüşvetçi’ dediler..
Bence kamuoyunun önemli bir kısmı böyle düşünmeye devam edebilir..

Yani.. Çamur sıçradıktan sonra.. Masum olsak da.. Hasarı sıfırlamanın imkanı yok.. Artık Google’ı her tıklayan sizin adınızı bu iddiaların içinde görecektir.. İşin gerçeğini arayan olur.. Aramaya gerek görmeyen olur.. Bu ‘hak’ mıdır, ‘reva’ mıdır? Değildir.. Ama gerçek bu..

Sonuç olarak, maalesef “Çamur at izi kalır” lafının hayatta belli bir geçerlilik payı var..
Bu da siyasetle uğraşmanın bir faturası olsa gerek..
Çünkü siyaset yapmak “Topluma akıl satmak.. benim gösterdiğim yoldan yürümenizi tavsiye ederim” demek..
O zaman da sıradan insanlar için ‘olabilir’ kabul edilen ufak tefek kusurlar bile, topluma aktaracak akıllara sahip olduğuna inanmış ve bunu bir iddia şeklinde ortaya koymuş siyasetçiler için ‘kabul edilemez’ kategorisine düşüyor, zaten..
Değil ki rüşvet, irtikap iddiaları..

Sonsöz: “Allah iftiranın yakışanından korusun” demişler.. O bakımdan, hiç olmazsa bazı tip iftiraların yakışmayacağı bir duruş içinde yaşamak elden gelen tek tedbir olabilir.. Yeterli olmasa da..

]]>
WikiLeaks X – Hasan Cemal – Milliyet – “Allah’ın belası geçmiş ya da Wikileaks!” /2010/12/hasan-cemalden-bir-yazi/ Tue, 07 Dec 2010 00:07:52 +0000 /?p=10257 Allah’ın belası geçmiş ya da Wikileaks!

Bu yakınlarda öğrendim. Ankara’da bir zamanlar devletin güvendiği, yaşlı başlı emekli diplomatlarımız sabah vakti resmi arabalarla toplanır, Genelkurmay’da ya da bir başka yerde devlet arşivlerine yollanırmış.
Mesaileri, ‘özel görev’miş!
Resmi tarihimize aykırı düşebilecek ‘sakıncalı’ belgeleri arşivlerden ayıklamak diye tarif edilebilecek bu ‘özel görev’ halen devam ediyor mu, bilmiyorum.
Yine devleti bilen güvenilir bir kaynak anlatmıştı.
1950 yılı Mayıs ayı.
DP tek başına seçimleri kazanır ve Türkiye’de siyasal iktidar ilk kez halkın oyuyla el değiştirir. Onca yıl kendini devletle özdeş kılmış CHP’nin tepelerindeyse telaş rüzgârları esmektedir.
CHP’li İçişleri Bakanı görevini DP’li bakana devretmeden önce, zamanın önde gelen resmi tarihçilerinden bir ikisiyle birlikte İçişleri’nin arşivine girer, tarama yapar ve DP’nin eline geçmesini istemediği bazı belgelerden ‘temizler’ bakanlığının arşivini…
Devletimiz böyledir.
Geçmişten korkar!
Gerçek korkusu vardır.
Çünkü kirleri de vardır, kendi ürettiği ‘katilleri’ de vardır o geçmişin. Bu nedenle devletimiz bizim geçmişimizi bize gerçeklere göre değil, kendi istediği gibi anlatır.
1960’ların başında ben siyaset bilimi okudum Ankara’da.
Dört yıl boyunca Mülkiye’de kimse bana örneğin Kürtleri, Kürt isyanlarının nedenlerini, Alevileri ve inançlarını, bu ülkenin toplumsal dokusuyla kimlik meselelerini öğretmedi.
İstiklâl Mahkemeleri’nin derinliklerine ışık tutan olmadı.
Otoriter laiklik anlayışının inançlar üstündeki baskısını öğrenmedim.
1915’in gerçek yüzünü, Ermenilerin acılarını kimselerden duymadım.
Dersim’e gelince isyandı, o kadar.
Oysa Dersim isyan değildi.
Ve Dersimliler, eski Dışişleri Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil’in, tanık olarak, 1986’da Kemal Kılıçdaroğlu’na itiraf ettiği gibi, “Sığındıkları mağaralara zehirli gaz sıkılarak fareler gibi” öldürülmüştü.
6-7 Eylül de bizim tarih kitaplarının yazdığı gibi değildi. 1950’lerin başında Rumlara, Ermenilere, Yahudilere yönelik pogrom, kontrgerilla ya da güncel deyişle ‘derin devlet’ tarafından düzenlenmişti.
Bize bunlar öğretilmedi.
Resmi tarih bunları yazmadı.
Karanlıkta tutulduk.

Osmanlı tarihine ilişkin, İstiklal Savaşı’yla Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına ilişkin, Atatürk’e ve yakın tarihimize ilişkin arşivlerdeki gerçekler ya gizlendi, ya imha edildi.
İttihat Terakki’den başlayarak Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında bulaşan ‘kirler’den bugün bile hâlâ tam temizlenemedik.
“Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” zihniyetinin ürünü olan siyasi cinayetler bugünlere kadar sarktı ne yazık ki, demokrasi ve hukukun kolunu kanadını kırarak…
Uzun lafın kısası:
Yalanda yaşatıldık.

Yalanda yaşayan çoğu insan gibi, toplum olarak da kendi kişiliğimizi bulamadık, olgunlaşamadık. Bu yüzden de iç huzuruna eremedik, iç barışımızı yakalayamadık.
Kendilerini Cumhuriyet devletiyle özdeş kılmış olan asker-sivil elit, rejim üstündeki kendi egemenliğini, kendi imtiyazlı durumunu devam ettirmek için Kemalizm adı altında tarihi gerçekleri sürekli çarpıttı.
Böylesini uygun gördüler bize…
Hayatın gerçekleri zorladıkça da, arşivlerin üstüne kilit üstüne kilit vurdular, yetmedi, arşivleri tarayıp belgeleri yok ettiler.
Ama gerçekten kurtuluş yok.
Sonunda enseliyor insanı!
Nitekim, neyin ne olduğunu arşivler hâlâ açılmasa da öğrenmeye başladık.
Geçmişi öğreniyor ve sorguluyoruz. Geçmişle yüzleşmeye de başladık.
Bu süreç artık durdurulamaz. Geçmişi tüm boyutlarıyla öğrenip kavradıkça, geçmişin yükünden kurtuldukça, daha güzel bir geleceğin yollarında yürüyeceğiz.
Farkındayım, böylesine satırlar ilk kez yazılmıyor bu köşede.
Kim bilir kaç kez yazdım.
Ama bu seferkini Wikileaks’e, belki daha doğru deyişle Ankara’daki bir Amerikan diplomatına borçluyum.
Wikileaks’ten öğrendim.
Ankara’dan Washington’a gönderdiği bir yazıda, entelektüel derinliği olduğu anlaşılan o Amerikalı diplomat, Türkiye’de resmi tarihçiliği eleştiriyor.
Ve gerçekler karşısında kafasını devekuşu gibi kuma gömen bu anlayışı, 1991’de tarihe karışan Sovyetler Birliği’nin totaliter tarih anlayışına benzetiyor.
Demiş ki gizli telgrafında:
“Türkiye’nin resmi tarihi katı tabular, inkârlar, korkular ve mecburi kılınmış kaba tahrifatlarla dolu. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki resmi tarihçiliğin bu halleri, eski Sovyetler’in akademik dünyasında anlatılan eğlenceli bir fıkrayı hatırlatıyor.
Sovyet Komünist Partisi’nin tarih fakültesindeki yetkilisi, parti kadrolarını ideolojik tehditler konusunda uyarırken, ‘Gelecekten kuşkumuz yok, o biliniyor. Ama geçmiş, o Allah’ın belası geçmiş yok mu, sürekli değişiyor’ diye yakınır.”
İyi pazarlar!

http://www.milliyet.com.tr/allah-in-belasi-gecmis-ya-da-wikileaks-/hasan-cemal/siyaset/yazardetay/05.12.2010/1322314/default.htm

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks IX – “Şu dört noktayı ıskalayanların yorumlarına ben kulak asmıyorum.. size de öneririm..” 3 Aralık, 2010 /2010/12/wikileaks-dortlu-filtre/ Fri, 03 Dec 2010 18:58:46 +0000 /?p=9070 Sade bir Türk insanı olarak, zihnimi bazı Türk yorumcularının yarattığı bilgi kirliliğinden korumak amacıyla, dörtlü bir eleme sistemi benimsedim.

Bu dört ‘filtre elemanı’ndan birine dahi takılan yorumları, doğrudan çöpe atıyorum. Size de öneririm:

Yorum yapan ‘uzman (!)’, eğer içlerinden bir tanesini dahi – kenarından köşesinden bile olsa – anlayamamış ise, yorumun tamamını çöpe attıran ‘filtre elemanları’ şu konular:

1- ‘Hacker’lar..
2- İnternetin gücü..
3. Gönüllü hareketleri, bunların gücü..
4. “Kaç insan varsa o kadar doğru vardır” gerçeği..

Size de öneririm, rahat oluyor..

Merhabalar,

WikiLeaks olayının iç yüzünü, ardındaki gerçeği bilenler var mıdır?
Mutlaka vardır da, bunlar kimlerdir?

Olay bir Amerikan komplosu ya da başka bir ülkenin gizli servisinin marifeti ise, en azından bu komployu ve / veya operasyonu düzenleyenler biliyordur.

Komplo değil de gerçekten, aslında bir ‘hacker’ olan o genç askerin marifeti ise, bunu da, bu askeri aylardır hapiste tutan ve sorgulayan Amerikalı yetkililer biliyordur.

Her ikisi birden doğruysa?
Yani, ya Amerikalılar, ya da diyelim ki Çin gizli servisi tarafından (şüpheli taraflardan birisi de Çin) ve bu asker kullanılarak yapılmış bir komplo ya da operasyon söz konusu ise, yine pek çok insanın bilgisi vardır..

Söylemek istediğim, bu olay, gökten meteor düşmesi gibi, faili insan olmayan bir tabiat olayı değil..
Sadece, bu bilgiler biz sade vatandaşlara kapalı.. Diğer pek çok olayda olduğu gibi..
Tıpkı Kennedy suikastindeki gibi. Tıpkı 11 Eylül olayındaki gibi..

Bu boyuttaki olayları bizlerin anlaması, gerçeğine inebilmesi maalesef mümkün değil..
Ben kendi hesabıma, keyifle izlediğim, heyecanlı, meraklı bir casus filmi izler gibi izliyorum olan biteni..
Bazen ‘Vay canına’ diyerek, bazen ‘Oh olmuş!” diyerek.. bazen “Hadi oradan”, bazen “Bunu bilmeyen mi var?” diyerek, ama keyif ve heyecanla..

Zaten bu saatten sonra, işin aslını bilen biri, hatta diyelim ki bu operasyonu ya da komployu düzenleyenlerin en yetkilisi bile, çıkıp gerçekleri anlatsa, hepimizi ikna etmesi mümkün değil.. “Ne malum bu itirafların da, operasyon ya da komplonun bir devamı olmadığı?” sorusu ortadan kalkmaz..

Cin şişeden çıkmış, diş macunu tüpten fışkırmış bir kere..

Sade bir Türk insanı olarak, zihnimi bazı Türk yorumcularının yarattığı bilgi kirliliğinden korumak amacıyla, dörtlü bir eleme sistemi benimsedim.
Bu dört filtrenin birine dahi takılan yorumları, doğrudan çöpe atıyorum. Size de öneririm:

Yorum yapan ‘uzman (!)’, eğer içlerinden bir tanesini dahi – kenarından köşesinden bile olsa – anlayamamış ise, yorumun tamamını çöpe attıran dört ‘filtre elemanı’ şunlar:

1- ‘Hacker’lar..
‘Hacker’ kimdir? ‘Genç hacker’ profili nedir? Neyle motive olurlar? Neler yapabilirler? Bunların en azılıları neden af edilip, kendilerine çok yüksek paralarla mevcut sistemlerin savunmasında görev verilmektedir?

Başarılı bir hacker olmak o genç insana sanal alemde nasıl bir prestij sağlamaktadır? Banka hesabından para çalmak tarzı hırsızlık dışında maddi getirisi var mıdır? Varsa, bu karşılığın ne kadar büyük olması mümkündür?

Kendisine yüz dolar kredi talep etse vermeyecek olan dev bir bankanın internet sistemini bir gecede kevgire çevirmenin işsiz bir gence verdiği sistemden ‘öc alma zevki’ neyle ölçülür?

Askerde bir çavuştan yediği tokada bile cevap veremeyen bir er, elindeki tek bir lap-top ile Savunma Bakanlığı’nı karıştırıp kırk tane yüksek subayın hapse girmesine sebep olabilir mi? Olursa, ben onu ayıplar mıyım?

Televizyonlarda, bir Filistinli delikanlının kolunu sopa ile vura vura kıran bir İsrail askerini seyrettiğimde, benim elimde böyle bir güç olsaydı, acaba kullanmakta tereddüt eder miydim?

Acaba, dünyada buna benzemez incinmelerin kaç yüz katına şahsen maruz kalmış kaç yüz bin kişi vardır? Ve bunların kaçı ‘hacker’ lık yapabilecek teknik donanıma sahiptir?

‘Asimetrik tehdit’ ünvanını asıl hakkedenler kimdir? Dağlardaki direnişçiler mi, yoksa ‘bir lap-top bir ordu’ gücündeki hackerlar mı?
Türkiye bile ‘Siber savaşa’ hazırlanırken, hem de..

Bunları anlamamış, konuya ilgi duymamış, şu telgraf skandalı ortaya çıkmasa duymamış halde kalacak olanların yorumlarını kayda almıyorum..

2- İnternetin gücü..
“Internet çağındayız” lafı ne anlam ifade etmektedir? Bu da mı ‘klişe bir geyik’tir? Yoksa gerçekten pek çok ‘kabul’ kökünden sallanmakta mıdır?

Bilgi hangi hızla dağılmakta, yayılmaktadır? YouTube, Facebook, Twitter, Google ya da benzerlerinin arka planında hangi teknolojiler vardır? Bunlar kimlere ne imkanlar sağlamaktadır? Hangi tanımlar değişmektedir?

Belge, resmi belge, devlet sırrı, imza, sözleşme, mali işlem gibi kavramlar nereye doğru kaymaktadır?

Şu okuduğunuz satırları aynı anda Hindistan’da yaşayan bir insanın da okuyor olması ne anlama gelir? Peki bu satırların, size gösterildiği günden itibaren otomatik olarak dünya internet arşivine kayıt olması ne demektir?

Bunları anlamamış – teknik uzmanlığı kastetmiyorum – genel hatlarıyla bile anlamamış olanların yorumlarını doğrudan çöpe atıyorum..

3. Gönüllü hareketleri, STÖ’ler, bunların gücü..
‘Gönüllü hareket’ nedir? Bu devirde, haklı haksız bir davası olanlar nasıl örgütlenebilir?

İnternet + kredi kartı ile bağış yöntemi dünya çapında kaç para toplamaktadır?

STK’ların gücü nedir? Green Peace’in adını bilmeyen yok ama acaba dünyada aynı ‘kumaştan’ kaç örgüt faaldir?

Bunları zaman zaman bazı gizli servislerin kendi amaçları doğrultusunda kullanıyor olmasını göz ardı etmeden soruyorum: Bu örgütlerin gücüne, günümüzün haberleşme imkanları neler katmaktadır?

Bunları anlamamış, dünya haritasını hala sadece devletler haritası olarak okuyan uzmanlar bence dinazor mertebesindedir.. onların yorumlarını ‘hükümsüz’ kabul ediyorum..

4. “Kaç insan varsa o kadar doğru vardır” gerçeği..
Size ‘norm’ gelen her kabulün mutlaka bir ‘muhalifi’ nin de bulunduğunu anlayabiliyor musunuz?

Örneği bir devlet başkanı için neredeyse bir tabu olan ‘Devletlerin Yüksek Çıkarları’ kavramına inanmayan insanların oranı yüzde bir olsa, bunun internet kullanan tüm nüfus içindeki karşılığı kaç milyon insana karşılık gelir, hiç düşündünüz mü?

Örneğin, halkımıza ‘benimsetilmiş tabu’ların başında gelen ‘Atatürk tabusu’ nu alalım..
Hala kapalı olduğu söylenen Atatürk dönemine ait İngiliz gizli arşivinin açılması, ya da Latife Hanım’ın saklanan hatıratının veya o devre ait olup açıklanması ertelenen tüm diğer hatıratın yayımlanması için bir kampanya açılsa, benim gönlümden kaç para – mutlak değeri mühim bir rakam etmese de gelirimin yüzde kaçı – kopar?
Ya da tam tersine, “Aman bunlar kapalı kalmaya devam etsin” diyecek ve tam tersi bir kampanyaya bağış yağdıracak, canla başla gayret edecek kaç vatandaşımız vardır? Bu taraflardan herhangi birinin meşruiyeti sorgulanabilir mi?

Dünyada bunun gibi bağışçı bulabilecek kaç ‘dava’ (case) vardır? Bunlara bağış yağdıracak insan sayısını tahmin edebilen çıkar mı?

WikiLeaks’in dayandığı ifade edilen, “Devlet sırrı kalmasın, savaşı, insanların öldürülmesini, kötülükleri önlemenin en etkin yolu budur” görüşü naiflik içermekle birlikte, ‘başka güçler tarafından kullanılabilir’ olmakla birlikte, tamamen haksızdır mıdır?

Şu olan bitende, ‘Müebbet olarak olayların arka planını bilememe cezası’na çarptırılmış kitlelerin intikamı tadı” yok mudur?

Eğer bir helikopterden açılan makineli tüfek ateşi ile siviller bile bile biçiliyor ve bu kayda dahi geçmeden örtbas ediliyorsa, gerçekten de bir takım devlet adamlarının, diplomatların veya komutanların mahcup duruma düşmelerinden ‘bize ne’ değil midir?

Azerbeycan’ın bir ‘şahıs şirketi’ olduğunu sağır sultan dahi duymuş iken, bunun o şahsın yüzüne vurulması neden kötü olsun?

Rusya’da, Ukrayna’da neredeyse her – evet neredeyse her – ‘yüksek bürokratın’ aslında ‘yüksek rüşvet tahsildarı’ olduğunu biz bilirken, bu neden Putin’in, Medvedev’in yüzüne vurulmasın? Kim dinler, ya da önemser bu ülkelerin ‘yüksek menfaatları’ palavrasını? Bu aynayı hangi ülkeye tutarsanız tutun, cevap değişir mi?

İşte işin içinde bulunan bu haklılık payını kavrayamayan, teslim edemeyen ya da inkar eden uzman görüşleri ile de benim işim olmuyor.. İstikamet çöp tenekesi.. Marş marş! deyip geçiyorum..

Sizlere de öneririm.. Aklınıza gelen başka filtre elemanları varsa, önerilerinizi beklerim..

Saygılarımla..

Tevfik İzmirli

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks VIII – İsrail telgraflarının mevcut olmadığı gerçek değil.. Elde 4,000 civarında İsrail telgrafı var .. 2 Aralık, 2010.. /2010/12/wikileaks-israil-telgraflari-da-var/ Thu, 02 Dec 2010 18:43:27 +0000 /?p=8950

Merhabalar,
WikiLeaks ile peşindekiler arasındaki kovalamaca devam ettiği için siteye düzenli ve sürekli olarak ulaşma imkanı bulunamıyor..

Şu iki ekran fotoğrafı, 2 Aralık, 2010 günü TSİ 17:30 gibi çekildi.. Fakat sitenin zorda olduğu şuradan belli ki, tıklanan linklerin hiç biri açılmıyordu..

Her iki fotoğraf da sitenin açılış sayfasına ait.. İlk fotoğraf açılış sayfasının üst tarafını, ikinci fotoğraf alt tarafını gösteriyor.

İkinci fotoğrafdaki çubuk grafik dikkate değer. Elde hangi ülkeye ait kaç telgraf bulunduğu bu grafikte gösterilmiş.

Dikey eksen, binli birimlerle belge sayısını gösteriyor. En soldaki neredeyse tam boy çubuk ABD’nin kendi başkentine ait. Yaklaşık olarak 8,000’den fazla belgeye işaret ediyor. Hemen yanındaki, yani boy sırasında ikinci gelen çubuk Ankara’ya ait. Bunları zaten biliyorduk.

Dikey çubukları sayınca bu grafiğin 45 başkenti kapsadığı anlaşılıyor..

Her çubuk değişik değişik oranlarda kırmızı, turuncu ve yeşil bölümden oluşuyor.. Bunlar da telgrafların gizlilik derecelerini gösteriyorlar..

İlginç nokta, Tel Aviv’in belge sayısında 13. sıraya oturması. Buna belki Kudüs Konsolosluğu’nu da eklememiz gerekebilir. Grafik üzerinden göz kararı ile, Tel Aviv’e ait 4,000 civarında belge bulunduğu görülüyor.. Yine göz kararı ile, Kudüs’e ait belge sayısının 2,500 civarında olduğunu söyleyebiliyoruz.. Ortaya 6,500 gibi bir toplam belge sayısı çıkıyor. Bu kadar fazla sayıda belgenin içinden, İsrail’i rahatsız edebilecek belgeler çıkmaması halinde, perde arkasında bir İsrail komplosu arayanların eli güçlenecektir..

İkinci bir nokta da, Atina ve Kiev’in bu grafikte yer almaması. Toplam 270 civarında ABD temsilciğinin varlığı bilinirken sadece 45 başkentin tabloda yer alması olsa olsa bu 45 başkentin en fazla telgraf trafiği yaratmış olmalarıyla açıklanabilir.
Zaten grafikten, 45. sıradaki Erivan’ın bile 2,000 civarında telgrafa kaynaklık ettiği anlaşılıyor. Muhtemelen bu grafiğe sadece ilk 45 başkenti almışlar..

– d e v a m e d e c e k –

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks VII – Azar azar ama hergün.. 2 Aralık, 2010.. /2010/12/wikileaks-iii-guncelleme/ Thu, 02 Dec 2010 06:22:04 +0000 /?p=8816

– Azar azar ama hergün..
Telgraflar kontrollü bir tempo ile açıklanıyor. Belli ki, beş kaynak gazete bu tempoyu ya kendi aralarında anlaşarak, ya da WikiLeaks’in taleplerine uyarak ayarlıyorlar. Sırada hangi başlıkların, hangi ülkelerin olduğunu da alçak sesle duyuruyorlar. Dediklerine göre, eli kulağında denen bir başlık da ‘Kürtler’ olacak.. Bu tempoyu neden seçtiklerini bir Allah bir de kendileri bilir ama kendi açılarından akıllı bir yöntem.. Hem dünya kamuoyuna, hergün açıklanan telgrafları hazmetmesi için zaman vermiş oluyorlar, hem de gerilimi düşürmeden, bir bakıma politikacı ve diplomatlara çektirdikleri karın ağrısının tadını çıkartıyorlar..

Belgeler çoğaldıkça bağışıklık mı geliştiriyorum, nedir? Tek tek belgelerden daha fazla, ortaya çıkmakta olan Amerikalı diplomat profilinden endişe duymaya başladım..

Zaten komplo teorilerinden biri, “Bu işin arkasında Pentagon olabilir.. Pentagon’un sürekli dış politika başarısızlıklarından Dış İşleri Bakanlığı’nı sorumlu tuttuğu ve bu bakanlığı zayıflatarak kendi etkisini arttırma isteği konuşuluyordu” diyor..

Diplomatlarına bakarsak adamlar haksız mı?

– Bu telgraf sağanağında en fazla aşağılanan ülke hangisi oldu?
Bence Rusya. Bir ülkenin kendisini diğer ülkelere göre gördüğü konum ile, telgraflardan açığa çıkan ABD’nin gözündeki konumu arasındaki farkı ölçebilsek, Rusya açık ara önde çıkar. ‘Amerika, meğerse Rusya’yı aynı benim gördüğüm gibi görürmüş de ben farkında değilmişim’ durumu söz konusu. Amerikan diplomasisi, ne Rusya’nın mafya devleti olduğu’nu bırakmış, ne Moskova eski Belediye Başkanı Luzhkov’un rüşvetciliğini. Putin’den girip Medvedev’den çıkmışlar. Aslında Rusya’yı biraz bilen herkesin hergün dile getirdiği konular. Yine de yenilir yutulur gibi değil. Şu hoşuma gitti ki, ABD’nin Moskova büyükelçisi ile benim Rusya değerlendirmelerim yüzde yüz örtüşüyor:)) yüzde doksandokuz bile değil.. Birbirinin yüzüne nasıl bakacaklar deniyorsa, en fazla sıkıntı Rusya ile ABD arasında olacak.. En azından şimdilik.. Putin’in kınamasındaki sertlik boşuna değil..

– Türk basınındaki optik bozukluk böyle günlerde çok belirginleşiyor
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış halleri yaşanıyor.. Kendi ülkemizi dünyanın merkezi ve tek kilidi görme sendromu.. Özellikle Karşıt Görüş’e katılan Mahir Kaynak’da çok belirgindi.. Üstad, biraz daha vakit bulabilseydi neredeyse tüm telgraf olayının Türkiye’de iktidarı değiştirmek için yapılan bir komplo olduğunu söyleyecekti. Gerçi komplo olduğunu söyledi ama tek hedef Türkiye tezini fazla açamadan gitme vakti geldi, programdan ayrıldı..

– Tamamı komplo olabilir mi?
Olmaya olur ama, sahneye, teknik sebeplerden dolayı konulamayacak bir komplo olur. Bu konuda çok sağlam bir gerekçem var.. Diyelim ki, bu bir Amerikan komplosu ve belgelerin arasına bazı kendi ürettikleri yönlendirici belgeleri serpiştirebilmek için binlerce telgrafı açıklamış olsunlar. Mahir Kaynak, buna benzer bir senaryo çiziyor.. ve diyelim ki dünyaya bütün komşularının aslında İran’ın yerle bir edilmesini istediğini göstermek istesinler.. Şimdi gel de bunu sahneye koy bakalım.. Sahte belgeleri yollamış ya da almış gözüken tüm diplomatlarının profesyonel, yeminli ajan olması gerekmez mi? Bu kadar kalabalık bir kadronun bir tanesi su sızdırsa bütün komplo ortaya çıkmaz mı? Ankara’da görev yapmış tek bir diplomat, ben böyle bir belge hazırlamadım, dediği anda komplo çökmez mi? Ayrıca acaba attıkları taş ürküttükleri kurbağaya değecek midir? Şu çektikleri rezalete bakınca, “bunu telafi edecek nasıl bir kazanımları olabilir, nedir bu büyük ödül?” diye sormadan edemiyorum ve tatmin edici bir cevap bulamıyorum.. ayrıca telgrafların geriye doğru siparişle yazdırılabilmeleri hiç mümkün değil.. o zaman işin içine binlerce diplomat girer ki sahneye konma ihtimali sıfırı geçemez..

– Arkasında başkaları olabilir mi?
Olabilir. Hatta Amerika’nın kendi içinden, bizim aklımızın ermediği bir güç odağı da olabilir.. WikiLeaks’in sahibini yönlendiriyor veya kullanıyor olabilirler.. benim tek karşı çıktığım, arkasındaki gücün, bizim ABD dendiğinde anladığımız, resmi ABD olduğunu söyleyenler.. Yani bence bu telgraflar tamamen Dışişleri Bakanlığı’nın gerçek evrakları.. Ama kim sızdırmış? Kim göz yummuş? Yoksa teşvik mi etmiş? Bir başka gizli servis parmağı olabilir mi? Bunların hepsi olabilir ama cevaplarını bizim bulmamıza imkan yok.. Nasıl 11 Eylül hakkında hala neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam bilemiyorsak, bu da öyle olacak, herhalde.

– WikiLeaks’in finansmanı – 200,000.- Euro konusu
Aynı programa katılanlardan bir tanesi bilgisayar uzmanıydı.. WikiLeaks’in sahibinin nasıl olup da 200,000 Euro bulabildiğini, kendisinin de bir sitesinin olduğunu, kimsenin ona böyle bir para vermediğini, dile getirdi. İnsanlarımızın ufku gerçekten pek dar. Bu tip sitelerin bağış (donation) ile yaşadığını, destekleyenlerin web sitesindeki bağış kısmından kredi kartı ile katkıda bulunduklarını hiç mi bilmezler? Bağlanıp diyemedim ki, bizim evden bile WikiLeaks’e – benim dışımda – bir 10.- dolarlık bağış yapılmışlığı var.. Irak’daki işkence ve zulümleri açıkladığı zamanlarda.. 200,000.- Euro’nun bu internet çağında milyonlarca insana ulaşmış bir hareket için para olmadığını takdir edemeyen uzmanlarımız var..

– WikiLeaks çerçevesinde Erol Mütercimler vakası
Yine aynı programda katılımcılardan Erol Mütercimler’in hayatında hiç cep telefonu ve internet kullanmadığını hatta bir e-posta adresinin bile bulunmadığını öğrenmiş olduk.. bu da telgraflar konusu kadar ilginç bir detaydı. Bu durumda göbeğinde bilgisayarlar, iletişim ağları olan bir konuda ne söyleyebilirdi? Strateji uzmanı olduğu için davet edilmişti, herhalde. Ve gecenin vecizesini patlattı. “Bu telgraflar belge değildir, belge sayılmaları için şu, şu özelliklere sahip olmalıdırlar” diyerek bir tanım yaptı.. telgrafların bir tanesine bile bakmamış bir uzmanla karşı karşıyaydık.. çünkü, hadi temsilciliklerden yazılanları belge saymasak da, Washington’dan yollanan binlerce telgraf tam onun belge tanımına uyuyordu.. Aslında dengeli bir yönetim gösteren Balçiçek Pamir bu golü atamadı, ya da atmak istemedi.. soruyu sormadı.. Mütercimler, dünyadaki bu yeni rüzgarın süpüreceği nesile göre yaşca genç ama çağın çok gerisinde görünüyor. Hala dosyalanıp dolaba konan bir belgeyi arşivlenmiş sayıyor, digital arşivi, arşiv olarak kabul edemiyor.. Halbuki artık uçak yolcuları bile kağıt bilet görmüyorlar.. Yazık, genç yaşta dinazorlaşmış bir hoca..

– Recep Tayyip Erdoğan’ın sekiz İsviçre hesabı iddiası
Bütün dünya basını yazmış.. bizim basın yazmayacak mı? Bir Amerikalı diplomat, telgraflardan birinde, konuştuğu bir kaynak tarafından kendisine söylendiğini aktarıyor.. Tamam ortada delil yok ama, basın bu haberi nasıl görmezden gelsin.. Bunun bir Amerikalı diplomat tarafından yazıya dökülmüş olması bile başlı başına haber değil midir? Olsa olsa haberi verirken, doğrulatılmış bir haberi verdikleri uslupla değil de, onun yerine, bunun sadece bir duyum olduğunu belirten bir lisanla vermeleri beklenebilir. Taraf burada manşete çıkararak hata yapmış oldu..

– Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’a ‘ispat et’ demesi tam bir zırvaydı
Bir insan İsviçre’de parası olduğunu ispat edebilir ama, olmadığını nasıl ispat edebilir? Ben anlamadım.. Zaten tipik Kılıçdaroğlu hareketiyle yine lafının arkasında duramadı..

– Başbakan’ın “Bu doğrulanırsa, ben bu mevkide durmam” demesi de anlamsızdı
Herhalde çok incinip sinirlendiği için böyle kontrolsüz konuşmuştur.. Yoksa, zaten yurt dışında milyar dolarları olduğu ispat edilen bir başbakan o makamda, kendisi bırakmak istemese dahi, nasıl durabilir ki?

– İşin içinde başka niyetler varsa ortalık yangın yerine döner
Herhangi bir gizli servis için, sekiz tane İsviçre bankasına ait boş dekontları elde etmek ya da tıpkılarını üretmek çocuk oyuncağı.. Şimdi, bırakın Amerikalıları, AKP iktidarını yıpratmak ya da devirmek isteyebilecek başka bir gizli servisi aklınıza getirin.. Şu ortamdan istifade ederek, böyle dekontlar hazırlayıp internet üzerinden yayınlattırdığını düşünelim.. Hatta hesap isimleri de Başbakanımıza ait olmasın, ona kimse inanmaz.. ama Başbakan ile o hesaplarda adı yazılı olacak şahış ya da şirket arasında yapılmış gibi gösterilen yazışmalar da yayımlatılsa.. Bunun önü nasıl alınır?

– Acaba en doğru tutum Bahçeli’nin duruşu mu? O da aklıma yatmıyor
MHP lideri, ilkeli bir tavır gösterdi. “Yabancı devletin telgrafı ile kendi hükümetimi zan altında bırakmam” gibi konuştu.. Güzel.. kulağa gerçekten ilkeli ve hoş geliyor.. Ama bu da yol değil.. Bu defa açıklanan belgelerde açık açık gösterilen yolsuzluklar çıkarsa ne yapacağız? “Yabancı devlet belgesi ile kendi insanımı suçlamam” mı diyeceğiz? Lafın kısası, bu telgraflar tüm dünyanın kimyasını bozdu. “Doğru tutum şudur” diyecekler.. Yarın bu tutumu ters düşürecek belgelerin çıkması halinde ne olacak? “Sonunu bekleyelim” lafı da bana anlamlı gelmiyor.. Bu belgelerin ya da daha arkada olduğu söylenenlerin sonu ne zaman gelir, biliyor muyuz? Ya aylarca, yıllarca sürerse? Gel de çık işin içinden..

– Meğer Ukrayna’dan da telgraflar varmış
İlk gün yayınladıkları haritalarda Ukrayna’dan belge olmadığı görülüyordu.. Tek tük ortaya çıkmaya başladılar. Bugün Der Spiegel bir adet telgraf yayımlamış. ABD’nin nasıl Yuşenko’dan Yanukoviç’e dümen kırdığını gösteriyor. Tek yüz kızartıcı nokta, şu anda Ukrayna’nın Dış İşleri Bakanı olan Kostyantyn Hryshchenko’nun, Ukrayna’nın Moskova Büyükelçisi iken, ABD’nin Kiev Büyükelçisi’ne, Ukrayna – Rusya ilişkileri konusunda bilgi sızdırması..

– Amerikan diplomatları hem ham, hem miyop
Amerika, belki bir önceki imparatorluk olan Büyük Britanya’dan askeri olarak da teknolojik olarak da daha güçlü bir hegamonyaya sahip. Ama ‘ince akıl’ın İngilizlerde kaldığı görülüyor.. Bu Amerikalılar’ın son beş – on yıl içinde Türkiye ve Ukrayna konusunda yaptıkları analizlere bakıyorum da.. Eyvah’ diyorum.. Dünyayı bunlar idare ediyorlarsa, yandı gülüm keten helva..

– Ben, yıkarıdakilerin ehil olduğunu hissetmek isterim, bu Coni’ler galiba ‘salaklar’
Uçaktaysak pilotumuz, gemide iken kaptanımız işinin ehli olsun istemez miyiz? O hesap.. Biz gençtik.. Rahmetli Özal başbakanlık koltuğuna oturduğunda, ayrıca bir de bu sebepten keyiflendiğimi hatırlıyorum.. Bizlerden – ya da benden diyeyim – kat kat akıllı, bilgili, tecrübeli, dünyayı tanıyan bir büyüğümüz çıktı kaptan köşküne, en ehil olanımız, diye düşünmüştüm.. Güven duymuştum.. Şimdi aynı güveni sözde dünyanın kaptanı olan bu Coni’lere duyamıyorum.. Bunlar bu akılla başımıza çok işler açarlar.. En basit örneği, şu yukarı paragrafta değindiğim Ukrayna telgrafı. Özel temsilcinin Kiev ziyaretinde kendisine elçiliğin hazırladığı değerlendirme notu.. ve devamı..

Yuşenko daha seçilmeden evvel, kendisi henüz Ukrayna Merkez bankası Başkanı iken yanında çalışmış bir iki kişi ile tanışıp konuşmuştuk. O adamların anlattıklarından Yuşenko’nun profili anlaşılıyordu. Kibar, yanında çalışanlara gayet medeni muamele eden, fakat ‘ses var görüntü yok’ tarzında etkisiz bir yöneticiydi.. Hatta aramızda, anlaşıldı “Ukrayna’nın Ecevit’i” yakıştırmasını yapmıştık. Türk aklıyla yarım saatte koyduğumuz o teşhisimizin ne kadar doğru olduğu zaman içinde anlaşıldı.. O da rahmetli Ecevit gibi yüzdelik bir oyla silindi gitti zaten.. şimdi bizim görüşmediğimiz, tanışmadığımız bir devlet adamı hakkında, dolaylı bir sohbetden edindiğimiz izlenime dayanan teşhisimiz doğru çıkıyor.. seksen tane Amerikalı diplomatın, analistin yaptığı analiz yanlız çıkıyor.. burada bir tuhaflık var.. bu adamlar Orta-Doğu’yu tanımadıkları gibi Slav’ları da tanıyamamışlar, demek ki.. Peki acaba kimi tanıyıp çözebilmişler? Ya da çözebildikleri hiç olmuş mu?

Aynı naifliklerine bir de Yeltsin zamanında Rusya’da, Rusya krizinden önce şahit olmuştum.. Amerikalı bankerlerin istedikleri kredi müracaat dosyalarını hazırlarken Ruslar sondan başa doğru hazırlıyorlardı. Sonuçta ne çıkması lazım? Şu.. O zaman tabloları nasıl hazırlamamız lazım? Şöyle.. Ver parayı hukuki, mali denetim şirketlerinin imzalayacak yetkilisine.. oldu biti.. Amerikan iş çevreleri Rus – Slav mentalitesini ancak Rusya krizinde milyarlarca dolar kaybettikten sonra çözmeye başlamışlardı.. O zamanlar da, “Haydi biz bu adamlarla 70 sene görüşmedik, bu Amerikalılar savaşta müttefiklik, Soğuk Savaş’ta rekabet ettiler, nasıl tanımazlar?” diye hayret ettiğimizi hatırlıyorum..

Dış dünyaya akıl erdirme ihtiyacı duymadan yaşadıkları için, sıradan Amerikalı, Amerika’nın dışını fazla bilmez. Ama bunlar diplomatları.. Bunlarda mı o hamburger tiryakisi obez vatandaşları gibilermiş.. Eyvah ki eyvah! Bunlar değişik kültürleri hiç anlayamıyorlar gibi görünüyorlar..

Belgeler çoğaldıkça bağışıklık mı geliştiriyorum, nedir? Tek tek belgelerden daha fazla, ortaya çıkmakta olan Amerikalı diplomat profilinden endişe duymaya başladım..

Zaten komplo teorilerinden biri, “Bu işin arkasında Pentagon olabilir.. Pentagon’un sürekli dış politika başarısızlıklarından Dış İşleri Bakanlığı’nı sorumlu tuttuğu ve bu bakanlığı zayıflatarak kendi etkisini arttırma isteği konuşuluyordu” diyor..
Diplomatlarına bakarsak adamlar haksız mı?

– d e v a m e d e c e k –

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks VI – Şu kısa bilgi notu da, “Pek çok elçiliğin yazışmasına ulaşıldığına göre, mutlaka Washington’dan kopyalanmış olmalı” diyen Prof. Hasan Köni ile “Açıklanan en gizli telgrafın sınıfı ‘confidential” diyen Em. Büyükelçi Şükrü Elekdağ’a cevap olsun.. /2010/12/su-kisa-bilgi-notu-da-pek-cok-elciligin-yazismasina-ulasildigina-gore-mutlaka-washingtondan-kopyalanmis-olmali-diyen-prof-hasan-koni-ile-aciklanan-en-gizli-telgrafin-sinifi-confidential/ Wed, 01 Dec 2010 05:06:15 +0000 /?p=8698

Merhaba,

WikiLeaks telgrafları ortalığa Pazar günü saçılmaya başladı.. Salı akşamı geldiğinde, sevgili memleketimizin ekranlarına, hala olayları neredeyse kulaktan duymuş şan şöhret sahibi Profesör ve Emekli Büyükelçiler çıkıyordu..

Bu ünvan sahibi şahsiyetlerin – pek azını hariç tutarak söylüyorum – gündemdeki konunun öyle noktalarından bihaber oldukları görüldü ki, insan bunlara mı kızsın, bu – mutlaka bilgili ve tecrübeli ama yorulmuş mu, yaşlanmış mı, ya da daha yaşlanmadan gündemin peşini bırakmış mı demek lazım – insanlardan ‘bayat yorum’ dinlemeye mahkum edilen Türk vatandaşının haline mi üzülsün, şaşırıyor..

Alıntı yine The Guardian’dan.

Yazı, 28 Kasım, 2010 Pazar gecesi yayınlanmıştı.
Gece yarısını geçmiş olduğundan 29 Kasım tarihini almış.

Serbest tercümesini veriyorum:

“…. belgelerin 50,000 adedinden fazlası Obama dönemine ait. Fakat bu belgeler neler içeriyor?

Telgraflar, ‘Secret Internet Protocol Router Network – SIPRNet” adı verilen dev bir ağ üzerinden yollanıyorlar.

SIPRNet, Washington’daki Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yönetilen, bildiğimiz sivil internetten tamamen ayrı olan, Amerika’nın askeri internet ağı.

11 Eylül saldırılarından beri, ABD’de, devletin elinde bulunan arşivlerin ve bilgi bankalarının birbirlerine bağlanması yönünde bir hareketlenme başladı.. Amaç gerekli olan bilgiyi ‘bilgi silolarında’ tıkılı kalmaktan kurtarıp faydalalanılabilir hale getirmekti.

Geçtiğimiz on yıllık sürede, askeri ve diplomatik bilgi bankaları ortak kullanılabilsin diye, artan sayılarda Amerikan Elçiliği SIPRNet’e bağlandı. 2002 itibarı ile 125 Elçilik SPIRNet’e bağlıyken, 2005 yılına gelindiğinde bağlı olan elçilik sayısı 180’e yükselmişti. Bugün itibarı ile neredeyse bu sisteme bağlanmamış Amerikan temsilciliği kalmamış gibidir. Telgrafların ağırlıklı olarak 2008 ve 2009 yıllarına ait olmasının sebebi de budur.

– Şu kısım dersine çalışmadan TV’lara çıkan Prof. Hasan Köni için öğretici olabilir – : SIPDIS işareti taşıyan bir elçilik iletisi otomatik olarak o elçiliğin web sitesine gizlilik derecesi ile yüklenir. Oradan, sadece Dış İşleri Bakanlığı mensupları için değil, aynı zamanda Amerikan Silahlı Kuvvetleri’nin ‘Secret Level” (Gizli Seviyesi) ne kadar erişim izni, bir şifresi ve SIPRNet’e bağlı bir bilgisayarı olan her personeli tarafından da erişilebilir hale gelir. Bu personelin sayısı – hayret verici ama – 3 milyon kişi civarındadır.

Bu sistemde ‘Secret – Nonforn’ (Gizli – Yabancıya Kapalı) ya kadar yükselen birkaç değişik gizlilik katmanında belgeler vardır.

……. ‘Top Secret’ (En Gizli) belgelere SIPRNet üzerinden ulaşılamıyor…

http://www.guardian.co.uk/news/datablog/2010/nov/29/wikileaks-cables-data

Şu kısa notu da önceki bir yazımdan buraya kopyalıyorum. Bu da, “sızdırılan telgrafların içinde en yüksek gizlilik derecesine sahip olanlar ‘Confidential” diyen Em. Büyükelçi Şükrü Elekdağ’a yarayabilir:
– Belgeler beş değişik gizlilik seviyesinde. ‘Gizli’ – Secret – olanlar 11,000 adet. ‘Yabancılar Görmeyecek’ – Noforn – olanlar 9,000 adet. ‘Gizli ve Yabancılar Görmeyecek’ olanlar 4,000 adet. Kalanı ise ya gizlinin bir alt sınıfı olan ‘Mahrem’ – Confidential – ya da gizli olmayan belgeler.

Şu linkte de bir tane ‘Secret’ sınıfından telgraf var.. bu da Sayın Elekdağ’a ikinci hediyem olsun.

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks V – Birisi ‘The New York Times’dan, diğeri ‘The Guardian’dan, iki yazıyı sevabına tercüme ettim.. TV ekranlarından ezbere ahkam kesen bazı profesörlerle emekli büyükelçiler belki faydalanırlar diye..” Bu da The Guardian’ın yazısı.. /2010/12/tevfik-izmirli-birisi-the-new-york-timesdan-digeri-the-guardiandan-iki-yaziyi-sevabina-tercume-ettim-tv-ekranlarindan-ezbere-ahkam-kesen-bazi-profesorlerle-emekli-buyukelciler-belki-fayd/ Wed, 01 Dec 2010 03:11:18 +0000 /?p=8637

The Guardian
28 Kasım, 2010 – 18:14 GMT
David Leigh

250,000 ABD Elçilik Telgrafı Nasıl Sızdı?
Bir kaç santimden uzun olmayan, zararsız görünümlü bir hafıza çubuğu, bir zaman önce bir Guardian gazetecisinin eline ulaştı. Alet o kadar ufaktı ki, bir anahtarlığa asılabilirdi. Ama içerdikleri, dünya üzerindeki elçilik kançileryalarına şok dalgaları yollayacak ve Amerikan diplomasisine, bir resmi görevlinin deyişi ile, “destansı bir darbe” indirecek.

Hafıza çubuğundaki 1,6 GB’lık metin dosyaları (text files) milyonlarca kelime içeriyorlardı: Amerikan elçiliklerine veya elçiliklerinden gönderilmiş 250,000 sızdırılmış Dış İşleri Bakanlığı telgrafı..

Önümüzdeki günler ve haftalar içinde ortaya çıkacak olan, gezegenimizin tek süper gücünün yürütmekte olduğu gizli diplomasinin, örneği önceden görülmemiş bir resmi olacak.

Ortada, 250’den fazla Amerikan elçilik ve konsolosluğuna veya konsolosluğundan gönderilmiş tam 251,287 adet ileti var. Amerika’nın işlerini, müttefikleri ve düşmanları ile nasıl yürüttüğünü ifşa ediyorlar – pazarlık ederek, baskı uygulayarak, bazen yabancı liderlere kabaca çamur atarak – ama hep diplomatların güvenli sandıkları o gizlilik sınıflandırmalarının ve şifrelerin sağladığı güvenli duvarlar (firewalls) arkasında..

Sızdırılan telgrafların gizlilik seviyesi “Gizli – yabancılara kapalı” ya (SECRET – NOFORN) kadar çıkıyor. Bu, ‘Amerikan vatandaşı olmayan birisine gösterilmesi kesinlikle yasak’ demek.

Telgrafların bazıları, alışılmış politik analizlerin yanında, bazı yabancı ülkelerdeki rejimlerin bulaştıkları yolsuzlukların detaylı hikayelerini de içeriyorlar. Bunların yanında, gizli silah sevkiyatları hakkındaki istihbaratlar, insan kaçakçılığı, İran ve Libya gibi nükleer güç olmaya aday devletlerin uluslararası zorlayıcı tedbirleri (sanctions) kırma gayretleri de var. Kimi telgraflar Dışişleri Bakanlığından o ülkeye ziyarette bulunacak en üst düzeyde bir yetkiliye yerel adetler hakkında bilgi verirken, kimileri de yerel kaynaklarla yapılan görüşmeler hakkında yazılmış.

Telgrafların çoğu, dış işlerinde bakan seviyesine kadar yetkililerce okunacağı düşünülerek büyükelçiler ya da yardımcıları tarafından hazırlanmış. Her ne kadar içerikleri sık sık şaşırtıcı, ürkütücü ve sıkıntılara sebep olacak olsa da, telgraflar komplo teorisi meraklılarını sevindirecek gibi değiller. Suikast tertiplerini açığa çıkaracak deliller, CIA’nın verdiği rüşvetler veya Reagan zamanındaki, Nikaragua karşıtı gerillaları örtülü yoldan finanse etmekte kullanılan, kanun dışı Iran – Contra girişimi gibi olaylar telgraflarda yer almıyor.
Bunun bir sebebi de, ABD’nin en hassas ‘Top Secret ve üzeri’ dosyalarına, Dış İşleri Bakanlığı’nın SPIRNET ağı üzerinden erişim imkanı olmaması.

Amerikan Ordusu, kaçağın nereden kaynaklandığını bildiğine inanıyor. 22 yaşında, Bradley Manning adında bir asker son yedi aydır tecritte tutuluyor ve yeni yıla doğru bir askeri mahkemeye çıkarılacak. Eski bir istibarat analistti olan bu er, Bağdat’ın dışındaki bir askeri üste görev yaparken, gizlilik derecesi olan dosyaları yetkisi olmadan indirmekle (unauthorized download) ile suçlanıyor. Şüpheli sadece Dış İşleri Bakanlığı arşivini değil, aynı zamanda Bağdat’da sivilleri tarayan bir Apache helikopterinin mürettabatını gösteren bir videoyu ve Afganistan ve Irak harplerindeki operasyonlara ait yüzbinlerce günlük harp jurnallerini (war logs) de kopyalamakla suçlanıyor.

Manning, yayınlanan sohbet kayıtlarında (chatlog) arkadaşı olan başka bir hacker’a “Çocukcasına kolaydı” diyordu. Göreve, yanımda üzerinde Lady Gaga yazılı bir CD-RW (Yeniden kayıt yapılabilir CD) ile geliyordum… müziği sil.. ondan sonra sıkıştırılmış dosyaları CD’ye aktar.. bunu yaparken, bir yandan da dudaklarımı, Lady Gaga’nın müziğine eşlik ediyormuşum gibi kıpırdatıyordum.. belki de tarihin en büyük veri sızıntısını süzerken kimse şüphelenmiyordu.. Kendi ifadesine göre sekiz aydan fazla bir süre boyunca, hergün 14 saat ve haftada 7 gün, sınıflandırılmış bilgi arşivi ile başbaşa kalma imkanı bulmuştu..

Manning, sonunda kendisini yetkililere yakalatacak olan Adrian Lamo ile yazışırken şunları söylüyordu: “Bir sabah Hillary Clinton ve dünyanın her tarafındaki binlerce diplomat kalkıp da tüm gizli dış politika arşivini, arama yapılabilir formatta internetten yayınlanmış gördüklerinde kalp ktrizi geçirecekler. Nerede bir ABD temsilciliği varsa orada açığa çıkacak bir diplomatik skandal var.. Dünya çapında, CSV formatında anarşi.. Güzel ve dehşet verici! Ve ekliyordu: “Bilgi hür olmalı.. o, kamusal alana aittir!

Manning, sohbet kayıtlarında, kopyaları ‘Bilginin Özgürlüğü Eylemcileri’ olarak adlandırdığı, Avusturalyalı eski hacker Julian Assange’e ait WikiLeaks’e yüklediğini (upload) söylüyordu.

Assange ve yanındakiler, anlaşıldığına göre, telgrafların kamuyla anında paylaşılmamasına karar verirler. Bunun yerine, eldeki diğer malzemenin kademeli olarak açıklanması yoluna giderler. Web sitelerinde belirttikleri amaç şuydu: “Politik etkiyi azamiye çıkartmak”..

Gurup, Nisan ayında, Washington’daki bir basın konferansında Apache helikopterinin videosunu açığa çıkardı. Verdikleri isim de, ‘Yan Hasar’a (Collateral Damage) gönderme yaparak ‘Yan Cinayet’ (Collateral Murder) idi.

The Guardian’dan Nick Davies, Assange ile bir anlaşmaya vararak, ilave iki alan raporunun, profesyonel gazetecilerce incelenmek üzere kendisine teslim edilmesini sağladı. Bu yılın içinde The New York Times ile Almanya’da Der Spiegel’in aynı anda yayımladığı bu raporlar gerçekti ve analizler koalisyon kuvvetlerinin, daha önceden rapor edilmemiş çatışmalarda sivilleri öldürdüklerini ve aldıkları esirleri işkence edilmek üzere teslim ettiklerini gösteriyordu.

Açıklanan belgeler Assange ve WikiLeaks’i küresel bir şöhrete fırlattı ama aynı anda da Pentagon’un kızgın suçlamalarına ve Amerika’daki aşırı sağcıların Assange’in tutuklanma hatta öldürülme taleplerine sebep oldular.

İsveç, bu ayın içinde hakkındaki bir ‘cinsel saldırı’ iddiası hakkında sorgulanabilmesi için, Assange hakkında bir uluslararası tutuklama kararı çıkarttı. Avukatları iddalar hakkında bazı bilgiler veriyorlar..

WikiLeaks, şimdi telgrafların seçilmiş bir bölümünü yayına vereceğini söylüyor. Bu arada The Guardian’ın oluşturduğu bir uzman yazarlar gurubu aylardır telgrafları taramakla meşguler. ‘Bilginin Özgürlüğü’ savunucusu Heather Brooke da aynı bilgileri kendi özel ilişkileri vasıtasıyla elde etmiş olarak aynı ekibe katılmış durumda.

Gazetemiz telgrafları The New York Times ve Der Spiegel’den ve bunlara ilave olarak Le Monde ve El Pais’den bağımsız fakat eş zamanlı olarak yayımlamaya başlayacak.

Geçmiş vakalarda olduğu gibi, The Guardian, misillemelere maruz kalabilecek bireyleri korumak amacıyla, belgeleri gerekli düzeltmeleri yaparak yayınlayacak.

http://www.guardian.co.uk/world/2010/nov/28/how-us-embassy-cables-leaked

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks IV – Birisi ‘The New York Times’dan, diğeri ‘The Guardian’dan, iki yazıyı sevabına tercüme ettim.. TV ekranlarından ezbere ahkam kesen bazı profesörlerle emekli büyükelçiler belki faydalanırlar diye..” Önce The New York Times’ın yazısı.. /2010/12/iki-yaziyi-sevabina-tercume-ettim/ Tue, 30 Nov 2010 23:22:48 +0000 /?p=8552 Merhabalar,

WikiLeaks belgeleri 28 Kasım, 2010 Pazar günü, bizim saatimizle akşam vaktinde ortalığa döküldüğünde, bu belgelerin dünyaya sadece beş yayın organı üzerinden açıldığı anlaşıldı.

Bunlar Amerika’da ‘The New York Times’, ‘İngiltere’de The Guardian’, Almanya’da ‘Der Spiegel’, Fransa’da ‘Le Monde’ ve ‘İspanya’da El Pais’ idiler..

Ben bunların ilk üçünü takip edebildim. Bunların WEB Sitelerine girildiğinde, belgeleri yayınlamaya başlarken, okuyucularına kendi konumlarını, tutumlarını belirten birer ‘Editörün Sözü’ kıvamında yazı yayınladıkları hemen görülüyordu. Hatta bu yazıları hala görünür yerlerde muhafaza ediyorlar.

Bunların iki tanesini ‘serbest tercüme’ ile aşağıya alıyorum.

Kolaylık olması bakımından, kritik olmayan bir iki cümleyi ‘…..’ şeklinde göstererek atladım.

Şu iki yazı Türkiye’de yayımlanmış olsaydı, TV ve gazetelerde bilirkişi edası ile yapılan yüz açıklamanın ellisinin bilgisizlikten kaynaklandığı ortaya çıkardı.

Yorumu, yazıları okuyacak olanlara bırakıyorum:

The New York Times

28 Kasım, 2010

Bill Keller, Executive Editor of The New York Times

Okuyucuya Not – Diplomatik Belgeleri Yayımlama Kararımız..

Bugün ve gelecek günlerde yayımlayacağımız yazılar/haberler (articles), sahadan (field), Washington’daki kıdemli politika yapıcıların değerlendirmesine sunulmuş, ABD’nin büyükelçilik telgraflarına dayanmaktadır.

The New York Times ve Avrupa’dan bir kaç tane daha yayın organına, bu belgelere ulaşma imkanı haftalar öncesinden tanınmış ve bu gazeteler belgeleri ve bunlara dayanan haberleri Pazar gününden itibaren eş zamanlı olarak yayınlamayı kabul etmişlerdi. The New York Times olarak, belgelerin Amerikan diplomasisinin amaçlarını, başarılarını, uzlaşmalarını, boşuna didinmelerini, hayal kırıklıklarını, başka hiçbir kaynağın yapamayacağı şekilde aydınlatarak, kamu yararına önemli bir şekilde hizmet ettiğine inanıyoruz.

Malzemenin Kaynağı
Belgeler, ki bunlar, Dışişleri Bakanlığı ile dünya üzerindeki 270’den fazla Amerikan dlplomatik misyonu arasındaki günlük yazışmaları içeren yaklaşık 250,000 civarında telgraftır, gazetemize kimliğinin gizli tutulmasını talep eden bir şahıs tarafından iletilmiştir. Bunlar, WikiLeaks adındaki, resmi sırları açıklamayı gaye edilmiş bir kuruluş tarafından, iddia edildiğine göre, kara kuvvetlerinin, bir güvenlik zafiyetinden faydalanan, düşük rütbeli ve açıkgöz (disenchanted) bir analistinden edinilmiştir. WikiLeaks, Pazar gününden başlayarak bu arşivi kendi web sitesi üzerinden bölümler halinde ve her bölüm bir ülkeye ya da bir başlığa ait olacak şekilde yayınlama niyetindedir. Yayına başlamanın saati haricinde, malzeme bize koşulsuz olarak teslim edilmiştir. Belgelere sahip olan her haber kuruluşu bu telgraflar hakkında nasıl bir yayın yapacağını bağımsız olarak tesbit edecektir.

Gizli Belgelerin Haberleştirilmesi
Telgrafların 11,000 tanesi ‘gizli’ (secret) işaretlidir. 9,000 kadarı ‘yabancıya kapalı’ (noforn) ………., 4,000 kadarı ‘gizli ve yabancıya kapalı’ (secret/noforn) dır. Geri kalanları, ya daha düşük bir gizlilikifade eden ‘mahrem’ (confidential) ya da gizlilik derecesi bulunmayan belgelerdir. Çoğunluğu, en azından yakın gelecekte kamuya açılması düşünülmeyen belgelerdir.

The New York Times, gerek basılı nüshasında gerekse web sitesinde yayınlayacağı haber, makale ve yardımcı malzemelerde, gizli muhbirleri ve milli güvenliği tehlikeye düşürebilecek belgeleri hariç tutmaya özen gösterecektir. Gazetemizin yapacağı düzenlemeler (redactions), onların da yayınlayacakları belgelerde aynı düzenlemeleri yapmaları ümidiyle, gerek diğer haber kuruluşları, gerekse WikiLeaks ile de paylaşılmıştır.

Gazetemiz, kendi düzenlemelerimizden sonra, yayımlamayı planladığı telgrafları Obama yönetiminin yetkililerine göndermiş ve kendilerini, bu telgrafların, resmi görüş açısından, milli güvenliği tehlikeye düşürebilecek bilgi içerip içermediklerini bildirmeye davet etmiştir. Yetkililer, telgrafları inceledikten sonra, resmi belgelerin bu şekilde yayımlanmasını kınamaya (condemn) ilave olarak, ilave düzenleme önerisinde bulunmuşlardır. The Times, bu önerilerin bazılarını kabul, bazılarını red etmiştir. The Times, Amerikan hükümetinin kaygılarını hem diğer haber kuruluşlarına, hem de hükümet yetkililerinin talebi ile WikiLeaks’e iletmektedir. The Times, web sitesinde, Amerikan dış politikasının değişik yönlerine ışık tutacak – kimi düzenlenmiş (edited) kimi el değmemiş – toplam 100 adet telgrafın metnini yayınlamayı planlamıştır.

Gizli belgeler ile çalışmak kolay, hafife alınabilir bir iş değil. Yayımcılar, gizli belgelerin kamunun aydınlanmasına yapacağı katkı ile milli menfaatlere verebileceği potansiyel zararı dengelemeye çalışırlar. Genel kural olarak, gizli haber kaynaklarını misillemelere maruz bırakacak ya da savaş sırasında düşmanların işine yarayabilecek operasyonel istihbarat değeri taşıyan belgeleri yayımlamayız. Teröristleri tehlikeli silah malzemelerine ulaştırabilecek, hasım ülkelere yönelik istihbarat çalışmalarını zayıflatabilecek veya düşmanın işine yarayabilecek Amerikan silahlarının kapasiteleri hakkındaki bilgileri kesip çıkarırız (excise).

Diğer yandan, bazı içten ve samimi ifadeleri de, sadece bir takım diplomatları mahcup duruma düşürebilirler, ya da bir takım diplomatik tartışmalara sebep olabilirler gibi endişeler ile sansürlemeye pek de yatkın değilizdir.

Hükümet yetkilileri, bazen, Amerikan diplomatlarının yabancı meslektaşları ile yaptıkları gizli görüşmeleri içeren belgelerin yayımlanmasının, diğer devletleri, ABD ile terörizmle mücadele ve diğer hayati faaliyetlerde yapacakları işbirliğinde daha çekingen davranmaya sevk ederek, milli güvenliği tehdit edeceğini ifade ederler ki, bu gizli belgeler konusunda da bu olmuştur.

Bir Analiz
Şüphesiz ki, bu belgelerin büyük kısmı, The New York Times’ın kararı ne olursa olsun kamuya açık hale gelecektir. WikiLeaks, gizli telgraf arşivin tamamını en azından dört Avrupalı basın organı ile daha paylaşmış ve ülkelere özel belgeleri de birçok diğer haber kuruluşuna söz vermiş durumdadır. En sonunda da hazinesinin (trove) tamamını açık bir şekilde kendi web sitesine koymayı planladığını söylemiştir. Bu cins bir bilgi kamuya açık hale geldiğinde, The New York Times’ın böyle bir malzemeyi görmezden gelmesi, kendi okurlarının dikkatli habercilik ve derinlemesine analiz haklarını inkar etmesi anlamına gelir.

Ancak, bu belgeleri yayımlamanın daha önemli bir sebebi, bu telgrafların, hükümetin ülkeye can ve para maliyeti olan en büyük kararları nasıl aldığını cilası kazınmış bir şekilde göstermekte olmalarıdır. Amerika’nın dostluğunun ve bazen dış yardımının alan tarafında olan bazı müttefiklerimizin motivasyonlarına, bazı durumlarda iki yüzlülüklerine ışık düşürüyorlar. Belgelerin, yürümekte olan iki harbi ve Amerika’nın askeri faaliyetlerini arttırdığı Pakistan ve Yemen gibi ülkeleri çevreleyen diplomasiyi aydınlattığını görüyoruz.

Bu tip gizli belgeleri resmi itirazlara rağmen yayımlamak ne kadar göz korkutucu bir iş ise, Amerikalıların kendi namlarına neler yapıldığını bilme hakları olmadığı sonucuna varmak da o kadar küstahçadır.

Önümüzdeki günlerde, editör ve habercilerimiz okuyucularımızın bu yayım hakkındaki sorularına cevap vermeye hazır olacaklardır. Sorularınızı askthetimes@nytimes.com’ adresine bekliyoruz.

http://www.nytimes.com/2010/11/29/world/29editornote.html?_r=1

The Guardian yazısı takip edecek…

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks III – Belge akışı durakladı.. 30 Kasım, 2010.. /2010/11/wikileaks-ii-guncelleme-30-kasim-2010/ Tue, 30 Nov 2010 14:05:02 +0000 /?p=8372

– Belge akışı durakladı.
Belgeleri dünya kamuoyuna aktarma kanalı olarak seçilmiş beş yayın organında, dolayısı ile Türk basınında yer alan WikiLeaks belgelerinin arkası kesildi. WikiLeaks’in kendi web sitesi zaten devre dışı. Bu neye işaret eder? Acaba ABD, kaynak gazetelere bir şekilde baskı uyguluyor olabilir mi? Bu beş gazetenin beşini de susturabilirler mi? Bunlar susarsa belgelerin yayınlanması durur mu? Yoksa internet ortamında birden bire ortalığa mı saçılırlar? Bekleyip görmek lazım..

– Bu gazeteler açıklayacak belgeleri seçerken, doğal olarak kendi kamuoylarının ilgisini çekecek olanlara öncelik veriyorlar.
Türk kamuoyunun ilgi alanı dışında kalan başlıklar var.. Örneğin, Guantanemo kampında tutulan şüpheliler hakkındaki haberler bizde yankı bulamazken, bir bakanımızın başka bir bakanımız hakkında söylediği iddia edilen laflar ortalığı karıştırıyor..

– Türk TV kanalları mecburen eldeki sınırlı belgeyi evirip çevirip konuklarına yorumlatıyorlar.
Bugün TV seyretmeyenler birşey kaybetmiyor. Kırkıncı defa Türkiye – Azerbeycan ilişkilerinin ne şekilde etkilenebileceği gibi bayat konularla zaman doldurmaya çalışıyorlar.

– Belge akışı kesilirse, ‘WikiLeaks heyecanı’, ‘WikiLeaks depresyonu’na dönüşebilir..
Dünyanın dört bir köşesinde nefesini tutmuş, bir ‘belgeler çığı’ bekleyen, ben dahil milyonlarca insan, sanki hergün yüz tane gizli belge okumadan yaşanmazmış havasına girmiş durumda. Büyük bir hayal kırıklığı yaşanabilir..

– Türk yayın organları içinde belgeleri nisbeten kapsamlı bir şekilde yansıtan kaynak, şu site: “http://www.dipnot.tv”
Ulaşabildikleri belgeleri tercüme ettikçe siteye koyuyorlar. Ama onlar da mecburen beş kaynak gazeteden besleniyorlar. Fazla bir fark yaratma imkanından mahrumlar.

– Tevfik İzmirli’nin ‘Günün Tembeli’ ödülünü, STAR’daki yazısı ile Prof. Mehmet Altan kazandı.
Yabancı gazetelerin ilk günden itibaren çarşaf çarşaf yazdığı, “”‘un daha 28 Kasım gecesi yayınladığı en açık bilgileri, Sayın Altan kendisine e-mail ile teknik bilgi sağlayan, bir bilgisayar güvenliği uzmanına dayanarak veriyor. Halbuki uzman arkadaşın verdiği bilgilerin tamamı dış basından nakil. Demek ki, Sayın Mehmet Altan hala yabancı basına bir göz atacak vakit bulamamış. Acaba, çalıştığı yüksek öğrenim kurumları, yazı yazdığı STAR gazetesi, bu yayın organlarına on-line ulaşma imkanı mı vermiyorlar, yoksa sadece tembellik mi?

Jürimiz ödülü verirken geçmiş performansını da göz önüne almaya çalıştı. Geçen yıl Kiev’de konuşmacı olarak katıldığı bir ‘cemaat’ panelinde, dinleyicilere ‘Ukrayna’nın milli tasarruf oranı’nı sormuş, cevap alamayınca çıkışmıştı. Halbuki konuşmacı kendisiydi ve ‘Ekonomi Profesörü’ ünvanını taşıyordu. Yani hakkında konuşma yapacağı ülkenin en temel verilerine bir göz atma ihtiyacı bile duymadan çıkmıştı dinleyicilerin karşısına.

Yani ödül öyle gelip geçici bir başarı kıvılcımına değil, istikrarlı bir tembelliğe verilmiş durumda..
“Dinleyici ve okuyucuya asgari saygı, belli bir ön hazırlık gerektirmez mi?” diyerek ödülünü buradan kendisine yollamış oluyorum….

– d e v a m    e d e c e k –

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks II – Heyecan yeni başlıyor.. 29 Kasım, 2010.. /2010/11/wikileaks-heyecan-yeni-basliyor-i-guncelleme-29-kasim-2010/ Mon, 29 Nov 2010 18:09:55 +0000 /?p=8261

Türk basın ve yayın organlarının yansıttıkları belgeleri seçerken tarafsızlıktan uzak davrandıkları görülüyor.
Kimi gazetenin web sitesi hükümetin prestijine katkı yapacak belgeleri öne çıkarırken kiminin hükümeti yıpratabilecek belgelere ağırlık verdiğini görüyoruz.

Örneğin, bir Türk haber kaynağının Amerikan diplomatına aktardığı “Başbakan Erdoğan’ın İsviçre Bankalarında sekiz ayrı hesabı olduğu” ifadesini içeren belgeyi görmezdan gelen yayın organları var..

Olay ağırlıklı olarak internet ve yabancı basın kaynaklı olduğu için eski nesil diplomat ve emekli büyükelçilerin gündemden kopuk kaldıklarına şahit oluyoruz..

Örneğin, Habertürk TV’de Didem Yılmaz’ın sunduğu Gün Ortası programına konuk olarak katılan Prof. İlter Turan ve Emekli Büyükelçi Faruk Loloğlu bunun en acıklı bir örneğini sergilediler. İkisi de yıllar içinde edinmiş oldukları klasik bilgi birikimlerine güvenerek, “Nasıl olsa ne sorsalar biz cevabını biliriz” diye düşünerek çıkmışlardı. Ne bilgilerin nasıl sızdığından haberleri vardı, ne ABD’nin kullandığı haberleşme ağından, ne de belgelerin hangi yayım organları kanalı ile açıklandığından. Sanki akşamki maçı izleyip yatmışlar, sabah kalkıp televizyona çıkmışlar gibi görünüyorlardı. Özellikle Prof. İlter Turan, sanki önemli bir cevher yumurtluyormuş edasıyla, kelimeleri seçe seçe konuşmuyor mu, TV’nin sesi kapalı olsa insan dişe dokunur bir laf ediyor zannedebilir. Bomboş lafları arka arkaya dizdi, gitti. İnsan böyle bir davet aldığında ya bir hazırlık yapar, ya da konuyu yakından takip edemedim, beni affedin, demez mi?

TV’lerdeki bu ‘yaşı geçmiş erkek hegamonyası’nın kırılma zamanı geldi geçiyor. Kamuoyu, en sağlıklı bilgileri yine adı sanı pek bilinmeyen, ‘mutfakta çalışan’ genç gazetecilerden alıyor. Çünkü onlar internetle dost.. ve ev ödevlerini yapıyorlar..

Belge fazlalığı tercüme yanlışlarına sebep oluyor.
Mesela şu alıntı Radikal gazetesinden:
“Erdoğan’a “doğal bir politikacı” yakıştırması yapılıyor ve yolsuzlukla mücadeleye hevesli, muhafazakar değerleri korumaya kararlı “Anadolu Kürsüsü” imajını ortaya koyduğu belirtiliyor.”
Anlaşılan orjinal haberdeki ‘tribune’ kelimesini önce ‘tribün’ olarak anlamışlar, bunun uymadığını görünce bari ‘kürsü’ yazalım demişler. Halbuki ‘tribune’ kelimesinin Roma’dan kalan ‘hakim’, ‘kumandan – vali’ gibi anlamları var..

Şu detay keyif veriyor: ABD karşısında ‘yetersiz kalan’ sadece biz değiliz. ‘Büyük’ bildiğimiz devletler de aynı durumda..
Koskoca Alman kabinesinden günlük olarak haber alabiliyorlar. Koalisyon görüşmeleri mi yapılıyor? ABD’nin haberdar olmadığı gelişme yok. Berlin kevgire dönmüş. İngiliz Parlamentosu da aynı durumda. Cinsel fantazileri -detaylar kapatılmış- istismar edilebilir, maddi durumu bozuk, aile içi sıkıntıları olan bir milletvekili raporlara geçmiş. Washington’daki İstihbarat Daire Başkanı raporu hazırlayan diplomatı tebrik ediyor. “Aman devam.. bu çok yararlı olabilir.. samimiyeti arttırın!” diyor.. Ne hoş bir duygu.. Dev kedinin oynadığı daha pek çok fare var:))

Henüz erken, kimse sevinmesin..
Yayınlanan belge sayısı henüz sadece yüzlerle ifade ediliyor. ‘Siyasi rakibimin kirli çamaşırları ortalığa dökülüyor’ diye sevinmek için erken.. Hiç umulmadık detaylar ortaya saçıldıkça him umulmadık insanlar zor duruma düşebilir..

Şu ana kadar ortaya çıkanlar içinde ‘insana dilini yutturacak’ belgeye rastlamadık..
Bilinmese de tahmin edilebilir detaylar.. Sadece yazılı olarak ortaya çıkınca sarsıcı etki bırakıyorlar. Hele diplomatlar için, hiç de bilinmedik haberler değil. Yani Suud Kralı’nın, İran’ın bombalanmasını arzu ettiğini tahmin etmek için WiiLeaks’e ihtiyacımız mı vardı? Ya da İtalyan Başbakanı ile Rusya Başbakanı’nın aşırı samimi oldukları (!) anlaşılmıyor muydu? Veya Aliyev’in bütün o riyakar konuşmalarına karşın enerji oyununda aslında Rusya tarafına yattığı ve AKP iktidarına – ya da toptan Türkiye’ye – ters baktığını biz anlamıyor muyduk?

Acaba belgelerin ‘isimleri silinmemş halleri’ de ortaya saçılacak mı?
İşte o zaman çarşı tam karışır. Yani Başbakan hakkında Amerikalılara söylenti aktaran Türk yetkilinin adı ortaya çıkarsa, o vatandaşın halini düşünebiliyor musunuz?

Bu belgelerin çoğunun ‘ham istihbarat’ olduğunu unutmayalım.
Pek çoğu, Ankara’da görev yapan diplomatların derledikleri istihbaratı içeriyor. “Davutoğlu istisnai bir çatlak” lafı Washington’a iletilmiş demek, Washington’un da bu değerlendirmeye katıldığını, politikasını buna göre oluşturduğu anlamına gelmiyor. Bu açıdan, dilerim ki işin en sonunda Türkiye hakkında çıkan tüm belgeleri derli toplu bir halde okuma imkanımız olur.

Aslında, Washington’dan sonra en çok belge Ankara’dan demek, en çok belge Ankara’dan demektir. Washington zaten adamların merkezi.
Bu da gösteriyor ki, jeopolitik ve jeostratejik önemimiz efsaneden ibaret değil. Silik dış politika taraftarlarına en iyi cevabı rakamlar vermiş. Bu arsada oturanlar mahallenin imar durumuna karışsalar da karışmasalar da birilerinin işi gücü buranın imar durumu..

– devam edecek –

]]>
Tevfik İzmirli – WikiLeaks I – Heyecan yeni başlıyor.. /2010/11/wikileaks-heyecan-yeni-basliyor/ Sun, 28 Nov 2010 22:59:16 +0000 /?p=8190

Merhabalar,

WikiLeaks’in belgelerinde şu ilk gece itibarı ile durum nedir? Neler biliyoruz?

– 251,287 adet gizli Amerikan belgesi açıklandı.

– 7,918 belge ila Ankara Büyükelçiliği, Washington D.C.’den sonra en fazla belge üreten merkez olmuş.

– Yunanistan, Ukrayna gibi ülkelerden açıklanan belge olmaması dikkat çekiyor.

– WikiLeaks belgeleri kendi web sitesinde değil, önceden anlaştığı yayın organları kanalıyla açıklıyor.

– Bunlar; Amerika’da ‘The New York Times’, İngiltere’de ‘The Guardian’, Almanya’da ‘Der Spiegel’, Fransa’da ‘Le Monde’ ve İspanya’da ‘El Pais’..

– Meğerse belgeler bu beş yayın organına bir kaç hafta önceden teslim edilmiş.

– Bunların yayına aynı saatte başlamayı kabul etmeleri şart koşulmuş.

– Belgeler beş değişik gizlilik seviyesinde. ‘Gizli’ – Secret – olanlar 11,000 adet. ‘Yabancılar Görmeyecek’ – Noforn – olanlar 9,000 adet. ‘Gizli ve Yabancılar Görmeyecek’ olanlar 4,000 adet. Kalanı ise ya gizlinin bir alt sınıfı olan ‘Mahrem’ – Confidential – ya da gizli olmayan belgeler.

– Belgeler, SIPDIS – Secret Internet Protocol Router Network – adı verilen ABD’nin askeri, diplomatik ve federal kuruluşlarının kullandığı, dış dünyaya kapalı, bir ‘devlet intranet sistemi’nden alınmış durumda. Bu sisteme her giren kullanıcı, kendi yetki seviyesine göre, belli gizlilik derecelerine ulaşabiliyor. ‘Gizli’ -secret – olarak sınıflanmış belgelere ulaşma yetkisi, daha 1993 yılında 3 milyondan fazla personele tanınmış..

Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra bu rakamın kontrolden çıktığı, terörizmle daha etkin mücadele edebilmek için eldeki pek çok bilgi bankasının SIPDIS’e bağlandığı biliniyormuş. Bu gün itibarı ile bu kullanıcı sayısının kaç milyon olduğu açıklanmıyor.. Tipik bir Amerikan fiyaskosu bu.. Tokyo’daki Büyükelçinizin merkeze yolladığı bir gizli rapora Irak’daki bir piyade onbaşınız ulaşabiliyor.. Al sana yüksek teknoloji.. Tipik Amerikalı tavrıyla, bir sürü de kural koymuşlar.. Sözde, SIPDIS’de çalışmakta olan bir personel kahve almak için bile ekranın önünden kalksa önce sistemden çıkacak, döndüğünde tekrar şifresini girerek açacak, vs..

Belgeleri sistemden kopyalayan tıfıl Amerikan askerinin adı Bradley Manning. Soldaki fotoğraf ona ait. Sağdaki de WikiLeaks’in sahibi Julian Assange.

The New York Times editörü, yazısında şu hususları açıklamış:

– N.Y. Times olarak belgelerin bazılarını yayımlamayacaklar. Bir kısmı ABD’nin milli güvenliğine zarar verebileceğinden, bir kısmı olası bir savaşta düşmanların işine  için yarayabileceğinden, bir kısmı da raporlarda adı geçen bazı bilgi kaynaklarının hayatları tehlikeye girebileceği için. Bazı belgelerde ise sadece bazı isimler silinmiş olacak.

N.Y. Times editörü, tüm belgeleri ABD yetkililerine gösterdiklerini, yetkililerin belgelerin gerçekliğini kabul ettiklerini yazıyor. Ayrıca, hangilerini yayımlamayacaklarını, hangilerini bazı isimleri silerek yayımlayacaklarını da iletmişler. Yetkililer bu detayları inceledikten sonra bazı ek kısıtlamalar talep etmişler. Editör, bunların bazılarını kabul ettik, bazılarını etmedik, diyor.

– Şu anda bu beş basın organında sadece onların seçip yayımladıkları belgeleri okuyabiliyoruz. Henüz internetten ulaşıp, kelime aratarak belge bulma imkanımız yok. Bunun için belgeleri WikiLeaks’in kendi sitesinden yayınlamasını beklemek gerekecek..

– N.Y. Times editörü yazısında buna da değinmiş. “Eğer bizim hassasiyet göstererek yayımlamadığımız belgeler kamuya açık hale gelirse, o zaman biz de kendi okuyucumuzu bu bilgiden mahrum bırakamayız”.

O bakımdan, “heyecan yeni başlıyor” diyorum.. Adamın dediği gibi, “Turbun büyüğü heybede”..

]]>