Ahmet Altan – TARAF – “Başbakan’ın anlamadığı..”

19/12/2010 (Kategori: Seçtiğim Yazılar)

Galiba bizim başbakan bu gerçeği hiç anlayamayacak.

Şemdinli’den bu yana ne zaman askerle anlaşmaya kalksa muhtırayı alnının ortasına yiyor.

Nedense cesaretini toplaması için mutlaka askerin sert bir çıkış yapması gerekiyor.

Halkın kendisine verdiği iktidarı cesaretle koruyup halktan alkışı aldıktan sonra yeniden ruhunun o ürkek ve uzlaşmacı yanı ortaya çıkıyor, “anlaşabilir miyiz” diye orduyla dansa kalkıyor.

12 Eylüldeki büyük referandum zaferinden sonra büyük bir güç ve destek kazanmışken kalktı gene askerle anlaştı.

Gelişmiş hiçbir ülkede eşi bulunmayan pespaye bir Sayıştay Yasası çıkardı.

Ordunun harcamalarını Sayıştay denetleyecekti ama bu “harcamaların gerekli olup olmadığını” soramayacaktı.

Bu harcamaları halka açıklamayacaktı, lojmanlara, dinlenme tesislerine, makam arabalarına kaç para gittiğini biz hiç bilemeyecektik, alınan silahların gerekli olup olmadığı konusunda hiçbir fikrimiz olmayacaktı.

Üstelik bu “gizliliğin” kurallarını oluşturma yetkisini de Genelkurmay’a verdi.

Bu, halkın parasını halka sormadan generallere bağışlamak anlamına geliyordu.

Taraf’tan başka hiçbir gazete bu rezaleti manşet yapmadı.

Başbakan’la yakın temas içinde olan “yandaş medya” Başbakan’ı üzmemek için sustu, hâlâ ihalelerin, kredilerin bol keseden gazete patronlarına dağıtıldığı 28 Şubat’ın hayalini kuran “malum medya” da orduyu sıkıntıya sokmamak için konuya arkasını döndü.

Bu yüzden, ülkenin büyük kısmı Sayıştay konusunda iktidarın orduyla birlikte nasıl bir fırıldak çevirdiğini hâlâ bilmiyor.

Erdoğan, Sayıştay konusunda orduyla anlaştı…

Ve, çoktandır susmuş olan Genelkurmay hiç de üstüne vazife olmayan “iki dillilik” konusunda saçma sapan bir muhtırayı hükümete dayadı.

Başbakan’ın anlamadığı da zaten bu, sivil hükümet ne zaman geri bir adım atarsa, ordu mutlaka vesayete doğru bir adım atar.

Erdoğan bu oyunu bin defa oynasın bin defa aynı sonucu alacak.

Üstelik, haddini bilmezliğin şahikalarında dolaşan generaller bu muhtırayı ne zaman veriyor?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “vatandaşlarımızın konuştuğu diller bizim dillerimizdir” dedikten hemen sonra.

Ne zaman veriyor?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Meclis’teki konuşmasında büyük bir zekâ ve zarafetle “bildiğim tek Kürtçe cümle var” deyip “Allah razı olsun” sözünün Kürtçesini kürsüden söyleyip, Kürtçeyi Meclis kayıtlarına geçirerek, Kürt milletvekillerini Kürtçe meselesinde yalnızlıktan kurtardıktan hemen sonra.

Ne zaman veriyor?

Referandumda, “hükümete muhalefetle” “sisteme muhalefet” ayrımında hükümete muhalefeti seçip kendisini destekleyen demokratları büyük bir hayal kırıklığına uğratan Ümit Boyner’in, bütün demokratlarda “aileden birinin uzun bir seyahatten evine dönüşünün yaratacağı sevince benzer” bir sevinç yaratarak Güneydoğu’da Kürtçe “barış için, kardeşlik için, eşitlik için hepinize merhaba, Diyarbakır bizim de evimizdir” demesinden hemen sonra.

Genelkurmay, sadece halkın büyük çoğunluğunu değil Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan Yardımcısı’nı, TÜSİAD Başkanı’nı da karşısına alıp eleştiriyor.

Peki, neymiş Genelkurmay’ın derdi?

İki dilliliğe karşıymış.

Kardeşim bu ülke zaten iki dilli, havaalanlarında anonslar Türkçe ve İngilizce yapılıyor bu ülkede, büyük şehirlerdeki lokantalarda, otellerde menüler Türkçe ve İngilizce yazılıyor, birçok ortaokul ve üniversite İngilizce eğitim veriyor, birçok dükkânın, şirketin ismi İngilizce.

Biz zaten iki dilli bir hayat yaşıyoruz.

Burada yaşamayan Amerikalıların dilini çoktan hayatın içine sokmuşuz, burada yaşayan yirmi milyon Kürt’ün anadilini de havaalanlarında, lokantalarda, okullarda kullanır, Kürt köylerinin isimlerini Kürtçe yazarsak “üç dilli” olacağız.

İngilizceye sesleri çıkmıyor, kendi vatandaşlarının anadiline karşı muhtıra veriyorlar.

Köy isimlerini Kürtçe yazarsak ülke bölünürmüş, bu nedenden bölünecek ülke o isimleri Kürtçe yazmasan da bölünür.

Sen kendi halkının hakkını çiğneyerek ülkeyi “bütün” tutabileceğini mi sanıyorsun?

Eninde sonunda Kürtçeyi de Türkçeyle İngilizcenin yanına katacağız.

Niye katmayalım?

Generaller istemiyor diye mi?

Generaller bu işlerle uğraşacaklarına önce kendi karargâhlarında yazılan darbe planlarının, ardı ardına basılan karakollarının, basılan karakolun komutanına takılan madalyanın, Heronların hesabını versinler.

Üstlerine vazife olmayan işlere de karışmasınlar.

http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-basbakan-in-anlamadigi.htm