Tevfik İzmirli – Binalarımız mezar gibi.. Betonu terk edip çeliğe dönmemiz şart..

14/11/2011 (Kategori: Yazılarım)

Merhabalar,

1999 depreminden beri milletçe deprem uzmanı olduk.. TV kanallarında deprem sohbeti dinlemekten yorulduk.. Memlekette ne kadar jeoloji, sismoloji uzmanı varsa tükenmez bir iştahla dönüp dönüp aynı bilgileri tekrarlıyorlar.. Depremin merkezi yerin ne kadar altında? Şiddeti ne kadar? Gücü ne kadar? Yıkıcı etkisi ne kadar? Fayın ne kadarı kırıldı? Açığa çıkan enerji kaç Hiroşima’ya denktir?

Halbuki bu bilimsel analiz yağmurunun insanımıza pratik bir yararı yok.. Şu boyda ve derinlikte bir kırılmanın oluşması için gereken enerji yüz Hiroşima kuvvetinde veya iki yüz Hiroşima kuvvetinde olsa ne fark edecek? Kırılma yerin on kilometre altında ya da yirmi kilometre altında oluşmuş.. Bize ne? Tüm bu detaylar olup bitmiş bir deprem hakkında veriliyor..

Bir ilginç konu da şu ki, hala her depremde milletçe, devletce yeni bilgiler ediniyoruz.. Mesela son Erciş depreminde öğrendiğimize göre.. enkaz altında uzun süre kalmış bir insan, enkaz altından belli bir tıbbı müdahale yapılmadan çıkartılırsa büyük ihtimalle hayatını böbrek, akciğer veya kalp yetmezliğinden kaybedebiliyor.. Onun için artık kurtarma ekipleri kurtarılacak kişiye ulaştığında devreye tıbbi yardım ekipleri giriyor.. depremzede ancak bunlar gerekli müdahaleyi yaptıktan sonra ambulansa taşınıyor.. Bu öğrenme hızıyla gidersek, biz deprem diplomasını alıncaya kadar memlekette canlı insanımız kalmayacak..

On iki yıllık deprem kursları boyunca öğrendiklerimizden en çok şu ikisini önemsiyorum:

1.
Ülkemizin büyük bölümü ciddi bir deprem riski altında..

Her an her neredeyse her bölgemizde yıkıcı bir deprem olma ihtimali var..
Biz sadece olacak bu depremlerin yerini, zamanını ve şiddetini bilemiyoruz..

2.
Ciddi bir deprem ülkemizin hangi şehrini ne zaman vurursa orada ciddi hasar ve can kaybı olacak..

Halkımızın büyük bir kısmı sanki mezar olarak inşa edilmiş binalarda yaşamakta.
Özellikle kamu binalarımız yolsuzluk ve rüşvet kültürümüz yüzünden daha da beter durumda..
Bu açıdan bölgeler arası eşitliği sağlamış bulunuyoruz..
Düzce, Gölcük, Yalova batıdaydı, Van ile Erciş doğuda..

Çare nedir?
Tek çare bugünden tezi yok büyük bir zihniyet değişikliğine giderek.. özellikle belli bir katın üzerinde olan ve içinde çok sayıda can barındıran çok daireli konutlar, hastahaneler, öğrenci ve yaşlı yurtları, okullar, oteller, iş merkezleri, sinemalar, tiyatrolar, konser salonları gibi binaların betonarme olarak inşaatını yasaklamak ve çelik konstrüksiyon inşaatları zorunlu hale getirmektir..

Çeliğin betona üstünlüğü hele yıllar içinde tekrarlayan depremlere dayanma konusunda tartışılmaz.. Çelik bina hafiftir, esnektir.. Tek kusuru %5 – 7 gibi maliyet farkı.. Beton maliyetini hesaplarken üzerine cenaze masraflarını koymadıkları için beton daha ucuz görünüyor.. Bir de kaybolan canların bedelini ekleseler zaten kağıda kaleme gerek kalmayacak..

Konunun teknik kısmına girmeye gerek bile yok.. ‘San Francisco’da, Tokyo’da hatta beğenmediğimiz Tahran’da yüksek binalar neden çelik kullanılarak yapılıyor?’ sorusunu soralım yeter. Bunun cevabı yeteri kadar aydınlatıcı olacaktır.. Amerikalılar, Japonlar beton dökmeyi mi bilmiyorlar?

Betonarme binaların, tüm standartlara uyularak yapılmaları halinde bile.. depremler karşısında çelik binaların üstünlüğü var..

Ayrıca, betonarme son derece hileye açık, kötü niyetle yapılmasa bile hataya müsait, ancak tüm şartlar eksiksiz yerine getirildiğinde düzgün sonuç verecek bir inşaat tipi.

Ülkemizdeki ortalama inşaat ustasının teknik bilgi seviyesini, ortalama müteahhitimizin iş ahlakını, yerel idare bürokratlarımızın görev anlayışlarını ve mal sahibinin ya da müşterinin bilinç düzeyini göz önüne alırsak.. betonarme binalarımıza güvenmek iyice zorlaşıyor..

Bir kere betonarme binalar yerinde yapılıyor.. Yani her inşaat şantiyesi bir fabrika gibi.. Bu binlerece şantiyeyi her gün her aşamada denetlemek, ayrıca bir de denetleyenleri denetlemek fiilen imkansız.. Lafta kalmaya mahkum.. Halbuki çelik konstrüksiyonda ana taşıyıcı olan çelik putreller belli sayıda fabrika tarafından imal edilebilecek elemanlar.. Şantiyede yapılan iş sadece bunları birbirine vidalamaktan ibaret.. Hileye de dikkatsizliğe de cehalete de kalan pay son derece küçük.. Belli sayıda standart üretim yapan fabrikayı denetlemekle, binlerce şantiyeyi denetlemek aynı iş değil..

‘Bir betonarme yapının inşaatında – hiç hile yapılmadan – hangi yanlışlar yapılırsa o binada risk oluşur?’ sorusunu kaba inşaat işini iyi bilen bir inşaat mühendisine sorsak.. Cevaplarını da can kulağıyla dinleyip anlasak.. hepimiz betondan korkmaya başlarız..
Beton kalitesini etkileyen unsurların bazıları şunlar:

- Uygulanan statik projesinin doğruluğu..
- Kullanılan çimentonun standardı, kalitesi..
- Birim betona katılan çimentonun miktarı..
- Birim betona katılan suyun miktarı..
- Betona katılan kırık taşların (agrega) boyutları, evsafı ve miktarı..
- Betonun karıştırıcı kamyonlarda geçirdiği süre..
- Beton pompadan düşey olarak akarken düştüğü yükseklik..
- Kullanılan inşaat demirinin kalitesi, cinsi, çapı ve miktarı..
- Demirlerin birbirine bağlanma yöntemi ve işçilik kalitesi..
- Beton kururken ortam ısısı ve nem oranı..
- Demirlerle dış yüzey arasında kalması şart olan ‘pas payı’nın ölçüsü..

Bütün bunların ve daha kimbilir kaç şartın tamamen ve standartlara uygun şekilde yerine getirildiğinden eminseniz.. Dökülen her parti betondan bir numune alınıp.. Yetkili ve tarafsız bir laboratuara yollanarak mukavemet testi yaptırıldığından.. ve bu test olumsuz sonuç verdiğinde o parti betonun kullanıldığı kısmın yıkılıp tekrar yapılmış olduğundan şüpheniz yoksa.. O betonarme binada iç rahatlığıyla oturabilirsiniz demektir..

Acaba binalarımızın kaçta kaçı bu kalitede inşa edilmiştir? Yüzde doksanı desek, geride kalan yüzde on ülke çapında kaç bina eder? O binalarda kaç can yaşamaktadır? Alınacak risk midir bu?

Yarından tezi yok üç aylık bir yeni inşaata başlama yasağı getirelim..
Şehirlerimize beton kamyonu girişini devam eden inşaatlarla sınırlandıralım..
Bu süre içinde arzu eden tüm inşaat mühendislerimize, teknisyenlerimize, kalfalarımıza çelik konstrüksiyonun statik hesabından uygulamasına kadar ne gerekiyorsa onun dersini – kursunu üniversitelerimizde verelim..
Bu eğitim esnasındaki ücretlerini hazineden karşılayalım..
Bu üç ay zarfında çelik yapı elemanlarının imalatını organize edelim.. Ortaya açık çıkıyorsa bir yandan gerekli yatırımları planlayalım, öte yandan ithalat bağlantılarını yapalım..
Hazır hükümetin başbakanın ağzından ortaya koyduğu ‘çürük binaları yıkıp sağlamlarını yapma’ seferberliği de başlamak üzereyken bu işi beton çağından çelik çağına geçişin vesilesi kılalım..
Artık beton sadece uçak pistleri, limanlar, barajlar, viyadükler gibi altyapı inşaatlarında kullanılır olsun..
Her gece tepemizde binlerce tonluk beton ve tuğla ağırlığı ile uyumaktan kurtulalım..
Deprem olduğunda bizler de Japonlar gibi sadece sağa sola kayan masaları zaptetmeye çalışalım..

Saygılarımla,

Tevfik İzmirli