Ardan Zentürk – STAR – “Davutoğlu’nu harcamak..”

02/12/2010 (Kategori: Seçtiğim Yazılar)

Döndüm, baktım tarihin raflarına. Osmanlı, ilk Washington Büyükelçisi Black Bey’i 28 Ağustos 1867 tarihinde atamış. Ama asıl ünlü olanı hemen arkasından gelen Aristaki Bey. 10 yıl görev yapmış. Bu önemli başkentte 10 yıl görev yaparak kendi çapında rekor kıran iki büyükelçimiz var: Mehmet Münir Ertegün ve Şükrü Elekdağ.

Elekdağ görevi 1979’da almış, 1989’de bırakmış. Yani, 12 Eylül 1980 darbesi döneminin tamamında “stratejik ortak” Amerika’nın başkentinde görevli!.. Şimdi CHP milletvekili.

1924 doğumlu Şükrü Elekdağ’dan 3 yaş küçük İlter Türkmen’in de çok parlak bir hariciye kariyeri var. En önemli özelliği, 12 Eylül darbesi sonrasında kurulan Bülend Ulusu kabinesinde dışişleri bakanı sıfatıyla yer alması…

Yani… İlter Türkmen, bir askeri darbenin uluslararası camiada meşruiyeti için çaba harcarken, kuşkusuz, en büyük desteği dönemin Washington büyükelçisi Elekdağ’dan almış.

Bu iki ismin, Cüneyt Özdemir’in CNN-Türk’teki programında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu tartışmasını izlemek hayli ilginçti: Elekdağ, sıradan bir Amerikan büyükelçilik raporuna dayanarak, Amerika’nın Davutoğlu’nu “tehlikeli” bulduğunu belirterek, Türk dışişlerinin bu bakanla daha fazla yürümemesi gerektiğini savundu! Türkmen ise “Amerikalı bir büyükelçi böyle söyledi diye kendi dışişleri bakanımı mı harcayacağım” diyerek müdahalede bulundu.

Elekdağ’ın 10 yıl boyunca kaldığı Washington’da Türkiye’nin çıkarlarını da hangi pencereden bakarak savunduğunu üç aşağı-beş yukarı anlamış olduk. Belli ki, Soğuk Savaş yıllarının önce Amerika haklıdır, sonra kendimize bakarız diyen mantığı ortadaydı.

Hedefteki adam: Davutoğlu

Aslında Elekdağ’ın yaklaşımıyla, “Washington’un nabzını taşıyorum” diyerek fırtınalar kopartan Mehmet Ali Birand’ın yaklaşımı arasında büyük bir fark yok: Her ikisi de, güçlü lobilerin seslerini dinleyip, aktarıyor. Birand’ın “Amerika, Davutoğlu’nun politikaları nedeniyle Türkiye’yi silmiş!” iddiasıyla, “Hemen dışişleri bakanını değiştirelim” diyen Elekdağ mantığının arasında bir fark yok.

WikiLeaks belgelerinin ortaya koyduğu gerçek, İsrail, Washington’daki Yahudi lobisi, Cumhuriyetçi Parti bünyesindeki neo-conlar, Pentagon’daki şahinler ve Amerikan savaş lobisinin Davutoğlu’nu “tehlikeli” buldukları yönünde.

Berbat bir koalisyon bu, ve ne yazık ki, Türkiye’nin içinden önemli yandaşlar da bulabiliyor!..

Ortadoğu’nun sert iklimi

Eğer bu ülkenin dışişleri bakanı emperyal bir devletin sızan tüm belgelerinde endişe kaynağı olarak görülüyorsa,
bu, doğru yolda olduğunu gösteren en önemli delildir.

Ortaya çıkanlara bakar mısınız…

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri başta önde gelen tüm Arap ülkeleri, Amerika’ya İran’ı vurması için baskı yapmış…

Meğer İsrail’in, pek çok Arap rejimi ile perde arkası harika ilişkileri varmış…

İsrail, Gazze saldırısı öncesinde Mısır ve El-Fetih’e “gelin bu işi beraber yapalım” mesajı iletmiş, onlar katılmamış ama saldırının olacağını da kimseye söylememişler…

Böyle bir zeminde Türkiye’nin ortaya özü-sözü bir devlet olarak çıkması anlamlıdır. Demek bu ülkenin diplomasisi, kapalı kapılar ardında ne konuşuyorsa, dışarıda da onu konuşuyor. Bu diplomatik stratejinin barış hedefli olması ise Türkiye’yi savaş yanlılarının gözünde tehlikeli noktaya sürüklüyor.

WikiLeaks’in ortalığı karıştıran toz-dumanından Türkiye’nin hissesine düşen budur ve iyidir.

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/ardan-zenturk/davutoglu-nu-harcamak-312833.htm