Tevfik İzmirli – Ne Mutlu Kürdüm Diyene! Bir Kürt Dünyaya Bedeldir!

05/12/2010 (Kategori: Yazılarım)

Ortada bir ‘Kürt sorunu’ndan ziyade bir ‘Şövenist Türk Zihniyeti’ problemi var..

O yüzden şunları, ‘Benim Atatürkçü oluyorum derken şövenizmin pençesine düşmüş, ‘milliyetçi Türk kardeşlerim’e söylüyorum:

PKK’nin dış destek bulmasına kızma, şaşırma.. Sayısı milyonları bulan bir halkın dilini, Atatürkçülük adı altında, yıllarca yok sayarsan, yasaklarsan.. bu kadar haklı bir davada adamlar o kadar rahat bulur ki dış desteği..

Kanuna değil önce vicdana, sonra hukuka yaslanacaksın ki söylediğinin bir anlamı olsun..

Kürt askeri de kahramandır, Yunan askeri de.. Yeter ki kahramanlığın şartları oluşsun..

“Zafer için en baş şart kahramanlıktır. Kahramanlık senin ırkında, kanında vardır.. Türk askeri acıkmaz, korkmaz, kaçmaz” ifadesi, son iki yüz yıldır ordusunu doğru dürüst donatamamış, yedirip içirememiş, eğitememiş, bu açıkları kapatmak için sadece Mehmetçiğin kanına canına, aşırı fedekarlığına başvurmuş çöküş dönemi Osmanlısının, tek çare olarak millete benimsettiği, Cumhuriyet döneminde de ‘işe yaradığı’ için günümüze kadar beslenmiş, yaşatılmış sefil bir yalandır..

Irkçı gözlüğü çıkar at..

Çare nedir? Çözüm nerede?

Milliyetçi kardeşim.. bu temelsiz ırkçı babalanmaları bir kenara bırak..

Kürtler “Bizde hiç olmazsa ‘Köçek’ geleneği yok’ deyiverseler ne cevap vereceksin, ona göre konuş..

Ne Mutlu Kürdüm Diyene!
Bir Kürt Dünyaya Bedeldir!

Merhabalar,

Ortada bir ‘Kürt sorunu’ndan ziyade bir ‘Şövenist Türk Zihniyeti’ problemi var..
O yüzden şunları, ‘Benim Atatürkçü oluyorum derken şövenizmin pençesine düşmüş, ‘milliyetçi Türk kardeşlerim’e söylüyorum:

PKK’nin dış destek bulmasına kızma, şaşırma..
Nerede açık yara varsa oraya sinek konar.. Yaramızı açık bırakmayacaktık, zamanında sarıp tedavi edecektik.. Biz yarayı azdırıp sineğe kıza gelmişiz..

İran’ın başına ‘Kenan Evrani’ adında bir dangalağın geçtiğini düşünelim.
Bu dangalak, kendinden önceki mesela ‘Cemal Gürsali’ gibi bazı piyadeden bozma devlet başkanları gibi, aslında Azeri diye bir halk olmadığını, bunlar ‘az’ yemek yedikleri için kendilerine zamanla ‘Azeri’ dendiğini savunsa..
Aslında bunların Pers ırkına mensup olduklarını sansa, ya da yalandan böyle sanıyormuş gibi konuşsa, İran’ın birliğini pekiştireceğim derken, İran Azerilerinin Türkçe konuşmasını yasaklasa..
Onları Tebriz Cezaevi’nde işkenceden geçirmeye, lağım çukurlarına sokup dışkı yedirmeye, sabah akşam ‘Ne Mutlu Persim Diyene’ diye bağırtmaya başlasa, tarihi liderleri Atapers’in nutuklarını sopa zoruyla ezberletip sabah akşam içtimalarında dayak eşlğinde bağırarak tekrarlamaya zorlasa..
Bunların sonucunda, İran’ın zaten Türkiye tarafında yaşayan bu nüfusun bir kısmı İran’a kin duymaya başlayıp, bir direniş havasına girse..
Bazı ayrılıkçı Azeriler tarafından zaten daha önceden kurulmuş olan, AİP (Azerbeycan İşçi Partisi)  diye bir örgüt halkın içinde yeterli desteğin oluştuğunu görerek dağa çıksa, liderlerinin adı ‘Azo’ olsa..
Biz devlet olarak , resmi ya da el altından, ya da gönüllüler yoluyla, yardım eder miydik, etmez miydik?
Bir elini vicdanına, bir elini kafana koyarak cevap verir misin, lütfen?
Aradan yıllar geçtikten sonra, Kenan Evrani’nin, Tahran’lı gazeteci Fikret Bilavi’ye ‘Türkçeyi yasaklamakla hata etmişiz’ demesini söylemiyorum, bile..
Sayısı milyonları bulan bir halkın dilini Atatürkçülük adı altında yok sayarsan, yasaklarsan.. bu kadar haklı bir davada adamlar o kadar rahat bulur ki dış desteği..

Tabiat kanunları ile zıtlaşılmaz.. yenilirsin.. vicdanın yetmiyorsa bari akıllı ol..
O meşhur, toplu Kürtçülük davasını hatırlıyorum.. Yetmişli yıllar olacak.. Sanıklar, savunmalarını beraat amaçlı değil, davalarını en geniş şekilde ortaya koymak amacıyla yapıyorlar.
Savcılık davada, fiil çekim kuralları bulunmadığını iddia ederek, Kürtçe’nin dil sayılamayacağını ispat etmeye çalışıyor..
Sanıklar, ellerinde Kürtçe alfabeler, bir takım Kürtçe gramer kitapları.. duruşmada fiil çekimi yapıyorlar..
Basına, bu çalışmaların arkasında Fransa’daki Kürt yanlısı kuruluşların bulunduğu yansıyor..
Akla bak, sanki Fransızlar olmayan bir dil icat etmeleri için Kürtlere destek oluyorlar..
“Fransa bu işi Hilal-i Ahmer yararına yapmıştır, nisbeten dışlanmış olduğu Orta – Doğu’daki petrol paylaşım kavgasında kendisine bir dayanak aramamaktadır, destek veren kuruluşlar Fransa hükümetinden tamamen bağımsızdır, tamamen insani amaçlar güdüyorlardı” diyecek kadar saf değilim.
Ama sen var olan bir dile yoktur dersen, yardım Çin’den de gelir, Maçin’den de..
Bu kadar akılsız ve gerçeklerden uzak olursan..

Kanuna değil önce vicdana, sonra hukuka yaslanacaksın ki söylediğinin bir anlamı olsun..
Çağın hukukunu, o çağın vicdanı – ahlakı – kabulleri belirler. Sonra hukuk döner kanunları kendisine uydurur.. Roma devrinde köle sahibi olmanın o çağın vicdanına – ahlakına uygun olması gibi..
- “Bu vicdanı – ahlakı belirleyen nedir?” sorusuna şimdi girmeyelim.. -
Bu iki büyük değer karşısında kanun metinleri olsa olsa ‘kullanıcının el kitabı’ mertebesindedir..
Onun için devamlı değişiklik görürler, zaten..
Hele Türk kanunlarının ne hükmü olabilir ki dünyada? Zırt pırt Anayasası ile oynamak zorunda kalmış bir ülkeyiz..
Şöhreti hukuk yaratmaktan gelen bir toplum değiliz.. Bir takım ana kanunlarımız bile doğrudan tercüme ile ithal değil mi?
‘Yok kanun, yap kanun’ lafını hangi millet söylemiş? Norveçliler mi?
Dolayısı ile, ‘Kanunda yeri yok’, ‘Anayasa izin vermiyor’, ‘Lozan’da isimleri geçmiyor’ gibi kanuni mazaretlerin arkasına saklanmadan düşünüp konuşmak lazım..
Lozan kutsal bir metin bile olsa, neresinde daha ileri haklar tanımamıza mani bir hüküm var?
Lozan’da Kürdün adı varsın olmasın.. Kendisi var kendisi!.. Adı olmasa ne olur?
Lozan’da Rumların adı var, kendileri kalmamış.. Ama onların hakları baki.. Bu kadar mantıksızlık olur mu?
Lozan’da Hatay mı vardı? Lozan’da Boğazlar’da Türk hakimiyeti mi vardı?
İşine gelince nasıl Lozan’ın ötesine adım atmayı marifet biliyorsun?
Bu bile tezinin samimiyetsiz olduğunu ispata yeter..
- Sana bir ara not: Sadece hukuk ve vicdan değil, memleketin yüksek çıkarları da böyle düşünmeyi gerektiriyor.. bu açıdan şanslıyız -

Kürt askeri de kahramandır, Yunan askeri de.. Yeter ki kahramanlığın şartları oluşsun..
Rus işgaline direnen Finliler kahraman değil miydi?
Alman ordularına direnen Ruslar mı korkaktı?
Nazilere direnen Yunan direnişcileri, Tito’nun Yugoslav partizanları az mı kahramandılar?
Hem I. Dünya Savaşı’nda, hem İstiklal Savaşı’mızda firar rekoru kıran asker, Macar askeri miydi?
Firari sayısı en düşük savaş Çanakkale değil midir? Az mı askeri görüş vardır “İyi ki cephenin arkası denizdi” diyen?
Bırakalım artık bu şövenist dolduruşları..
“PKK, militanlarını infaz tehdidiyle savaştırıyor” muş..
Bizim İstiklal Mahkemeleri’nin baş görevi asker kaçaklarını asmak değil miydi?
Madem Türk askeri kahramandı, asker kaçaklarını takibe memur özel mahkemelere neden gerek duyulmuştu?
Hem de guruplar halinde firar eden binlerce askerimiz silah ve teçhizatları ile kaçtıklarından, asker açığına ilave bir de silah açığı başa dert olmuyor muydu? Bak bakalım Atatürk bu firar olaylarından nasıl bahsetmiş? Milletvekilleri meclis kürsüsünden neler söylemişler?
“Zafer için en baş şart kahramanlıktır. Kahramanlık senin ırkında, kanında vardır.. Türk askeri acıkmaz, korkmaz, kaçmaz” ifadesi, son iki yüz yıldır ordusunu doğru dürüst donatamamış, yedirip içirememiş, eğitememiş, bu açıkları kapatmak için sadece Mehmetçiğin kanına canına, aşırı fedekarlığına başvurmuş çöküş dönemi Osmanlısının, tek çare olarak millete benimsettiği, Cumhuriyet döneminde de ‘işe yaradığı’ için günümüze kadar beslenmiş, yaşatılmış sefil bir yalandır..
Bu yalan benimsenince, otomatik olarak karşı tarafın – bu durumda Kürtler de dahil – “Senin kadar kahraman olmadığı” inancına yol açılıyor.. Bunun doğal devamı, ‘o senin kadar kahraman olamayanlar’a gereken sıfatların takılması.. Yunan askeri eteklikli ‘Palikarya’ olur, Fransız askeri ‘Şarapçı’, Yahudi askeri – onlardan hiç asker olmaz ya – ‘Korkak’, Arap askeri ‘Fellah’, iş gelir PKK’lıların ‘Cesaret hapı ile savaştırılan manyak caniler sürüsü’.. olmasına dayanır..
İşin asıl feci tarafı, bunun yaygın şekilde benimsenmesinde..

Halbuki sen muhtemelen hem Hz. Muhammed’in, hem İspanya fatihi Tarık Bin Ziyad’ın – Arap olan – askerlerinin kahramanlığına hayransındır, hem de İsrail Ordusu’nun önünde çil yavrusu gibi dağılan Arap Ordularının sefil haline bozulursun.
Demek ki kahramanlığın da çağı, zamanı, şartları var.. Arap kanıysa, aynı Arap kanı değil mi?
Zafer ile ırk arasında bire bir bağlantı olduğu ‘askerlik ilmine’ bile aykırıdır.
Zafer sadece kalıtımsal kahramanlıkla gelmez. Mohaç Sahrası’nın hakimi de aynı orduydu, Zenta Bozgunu’nun mağlubu da..
Balkan Bozgunu ile Çanakkale Zaferi arasında sadece iki yıl vardır..
Zaferlerin arka planında; doktrin, strateji, taktik, eğitim, lojistik, silah, teçhizat, inanç, moral, kurmay heyetinin kalitesi, vs.. gibi kırk tane faktör vardır..
Bunları bir kenara atıp, işi ırkçı bir kahramanlık zeminine oturtmak üstünlük vermiyor, komiklik oluyor..

Irkçı gözlüğü çıkar at..
Batıdaki şehirlerimizde ‘kara amelelik’ yapan ‘kıro’ları adama benzetemiyorsan, ‘Alamancılar’ın ilk neslini aşağılayan Almanlara neden kızıyordun?
Toplumsal olarak geri kalmış olmakla alay edeceksen, adama “Pusuladan anlamadığı için yönünü keçinin kıçını çevirdiği yöne bakarak anlayan Türk Paşası’nı, Alman Generali’nin anılarında oku”, demezler mi?
Şunun şurasında 150 yıl önceki halimiz bu değil mi?

Çare nedir? Çözüm nerede?
Önce “Türk, Kürt’ten üstündür” fikrinden kurtulacağız..
Ardından, “Bu memleket sadece ‘Türk olmakla gurur duyanlarındır” düşüncesinin yerine “Bu memleket, Türkiye’ye ait olmakla gurur duyanların, bu ülkeyi vatan bilen herkesindir” düşüncesini koyacağız.
Kendimizi “Neden biz Türkler arasında Kürtçe bilen yok? diye sorgulayacağız..
Belki, batıdaki okullarda bile arzu edenlere Kürtçe öğreteceğiz..
Türk asıllı bizler de aramızdan – Rojin’in şarkılarını anlamak için olsun – Kürtçe öğrenmeye başlayanlar çıkaracağız ..
Aynısı Yunanistan’da oynanan Ege Zeybekleri’ni dizlerimizi yere vura vura oynadığımız gibi, Pontus’tan kalma kemençeyle Horon teptiğimiz gibi, Kürt Halayına da katılacağız.. Kürt kadınlarının zılgıtlarını Anadolu bozlaklarından ayrı tutmayacağız..
Selahaddin Eyyubi’nin anıtını dikeceğiz.. Sonra adını bir kışlaya ve bir üniversiteye vereceğiz..
Kürt müdür? Bizim Kürt kardeşlerimiz öyle inanıyorlarsa Kürttür diyeceğiz.
Kürt olduğunu belki Arap’lara ispat edemiyeceğiz ama onun adını da yaşatacağız..
Genelkurmay bahçesine onun da büstünü koyacağız. Ona da Alpaslan muamelesini yapacağız. Alpaslan Anadolu kapılarını bize açtıysa, Selahaddin de kutsal Kudüs hedefli Haçlı saldırılarına göğüs germedi mi?
Aslında Selahaddin’in Kürtlüğü, bizim Cumhurbaşkanlığı Forsumuzdaki 16 devletin Türklüğünden daha az olabilir mi?
Şairlerimize sipariş verip, askerde toplu yürüyüşlerde tempoyla söyletilen ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sloganının yerine geçecek; ‘Ne mutlu Türkiye Cumhuriyeti’nin askeriyim”, “Ne mutlu bağımsız ve hür milletimin askeriyim” tarzında sloganlar bulacağız.
Kolay olmayacak tabi..
Tabi kolay olmayacak doksan yıllık Kemalist şartlanmaları kırıp atmak..
Çözüme giden yol çok kolaysa şüphelen sen..

Milliyetçi kardeşim.. bu temelsiz ırkçı babalanmaları bir kenara bırak..
Kürtler “Bizde hiç olmazsa ‘Köçek’ geleneği yok’ deyiverseler ne cevap vereceksin, ona göre konuş..


Ne Mutlu Kürdüm Diyene!
Bir Kürt Dünyaya Bedeldir!